Göçün 50. Yılı İsveç Meclisi’nde anıldı

2015 yılında İsveç’e işgücü göçümüzün 50. Yılını anıyoruz…

Türkiye’den İsveç’e işgücü göçünün 50. Yılı, 50. Yıl Anma Etkinlikleri Komitesi’nin inisiyatifi ve Türkiye kökenli Sosyal demokrat parti milletvekilleri Roza Güçlü Hedin ve Serkan Köse’nin ev sahipliğinde İsveç Meclisi Mittpoolen salonunda 14 ekim 2015’de düzenlenen bir seminerle anıldı.

Seminer konuşmacıları arasında Türkiye kökenli İsveç hükümeti Enerji Bakanı İbrahim Baylan da vardı.

Sosyal demokrat parti milletvekili Yılmaz Kerimo, Emanuel Öz, milletvekilliği birinci yedeği Sultan Kayhan ile sivil toplum örgütleri temsilcileri ve diğer davetlilerin aralarında olduğu kalabalık bir davetli topluluğunun katıldığı seminer 10 Ekim günü Ankara’da terör saldırısı sonucu ölenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

50. Yıl Semineri Hatırası: Serkan Köse, Roza Güçlü, Haydar Akan, Sultan Kayhan, Taner Yıldız.

Seminer süresince arka planda siyah beyaz resimlerden oluşan bir sinevizyon gösterimiyle göç sürecimiz anlatıldı.

Seminerde Mångkullturelltcentrum’dan (Çok Kültürlülük Merkezi) Ingrid Ramberg ile Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü’nden Paul Levin Türkiye’den Göç’  konulu birer sunum da bulundular.

Küçük bir ayaküstü resepsiyonla açılan seminerde, sanatçımız Kudret Dilik’te bağlamasıyla otantik halk ezgilerimizden örnekler sunarak ilk defa Meclis duvarlarını bağlama tınısıyla çınlattı.

Açış konuşmasını birlikte yapan milletvekilleri Roza Güçlü Hedin ve Serkan Kösekendilerinin de küçük yaşlarda aileleriyle birlikte Türkiye’den İsveç’e göç ettiklerini söylediler.

Seminerde 50. Yıl Anma Etkinlikleri Komitesi Başkan’ı Haydar Akan göç sürecini özetleyen ve anma etkinliklerinin amacına değinen İsveççe bir sunum yaptı:

” Sayın bakan ve milletvekilleri !

Bilindiği gibi, Türkiye den iş gücü göçü 1961 yılında Batı Almanya ile başladı.

O yıllarda sanayileşmiş Batı Avrupa ülkelerinin amacı, fabrikalarında ihtiyaç duydukları genç ve ucuz işgücü açıklarını kapatmak ve 2. Dünya Savaşı sonrasının yıkıntılarını onarmaktı.

Bu ülkelerin işgücü talebi, iş arayan ve ailesini geçindirme sıkıntısı çeken ve çoğunluğu kırsal kesimde yaşayan Türkiye insanına uygundu. Onbinlerce genç işsiz çalışmak ve yeni bir gelecek kurma hayali taşıyordu.

Ayrıca bu durum, savaşa girmediği ve yeterince sanayileşemediği için işgücü fazlalığı olan, giderek büyüyen işsizlik sorununa çözüm üretemeyen Türkiye hükümetlerinin de işine gelmişti.

Savaşla birlikte daha da gelişen İsveç sanayisi ise o yıllarda Türkiye’nin tersine büyük işgücü açığı sorunu yaşıyordu. Bunu aşmak için birçok ülkeye yönelik mevcut vize uygulamasından vazgeçilmiş, bu arada Türk’lere yönelik vize de 1952 yılında kaldırılmıştı.

İsveçli büyük sanayi şirketleri 1960’lı yıllarda kendi imkanları ve işçi simsarları aracılığıyla Türkiye’den işgücü temin etmeye başlamışlar, birkaç yıl sonrada, 1967’de İsveç ile Türkiye arasında İşgücü Sözleşmesi imzalanmıştı.

Örneğin Göteborg’daki köklü sanayi şirketi SKF yabancı işgücünün de katkısıyla büyüme patlaması yaşıyordu. 1971 yılında SKF’te çalışan fabrika işçilerinin yüzde 42’si, 37 değişik ülkeden İsveç’e gelen / getirilen yabancı işçilerdi.

Bunun dışında ülkemizin içinde bulunduğu kimi durumlardan kaynaklanan zorunlu ülke terk edişlerimiz de olmuştu.

12 Mart ve 12 Eylül askeri darbeleri sonrasında ülkede yaşanan baskıcı ve antidemokratik ortamlar, çoğu insanımızı başta Avrupa ülkelerine ve bu arada İsveç’e zorunlu göçe zorlamış, siyasi göçmenler olgusu da İsveç’e göçün önemli bir parçası haline gelmişti.

Başlangıçta yurtdışına göç, kısa süreliğine sıkı çalışarak para biriktirip Türkiye’ye dönmek ve orada yeni bir iş ve gelecek kurmak üzerine planlanmıştı.

Bu planlanırken çoğu boşa çıkan hayaller, sılaya dayanılmaz özlemler, gurbette çekilecek çileler ve karşılaşılacak zorluklar pek hesaba katılmamıştı.

İlk ve ikinci kuşakta bu anlayıştan nasibini almıştı. Çocuklar da kurulan hayallerin gerçekleşmesi adına eğitim görme yerine çalışmaya, para kazanmaya, aile bütçesine ve birikime katkı koymaya adeta zorlanmışlardı.

Birçok nedene bağlı olarak her gecen yıl ertelenen “anayurda dönüş”, ailelerin geri kalan fertlerinin de yanlarına alınıp göçmenliğe katılmaları ile yeni bir sürece evrilmişti.

Bugün bir zamanların “anayurda dönme” hayalinin yerini, “yaşanılan ülkede daha iyi yaşama ve daha iyi konumlar kazanma” hedefi almıştır.

Bir süre sonra döneriz düşünceleriyle geldiğimiz ülke, esas olarak yaşadığımız birinci ülkemiz olmuş ve tüm önceliklerimiz yaşadığımız ülkeye göre belirlenmeye başlanmıştır diyebiliriz.

Artık göç etiğimiz ülkenin toplumsal yaşamının her alanında ; ticaretinde, eğitiminde, sporunda, iş, kültür ve siyaset alanlarında bizler de varız, daha da var olmaya çalışıyoruz.

Şimdi her iki ülkenin insanları durumuna geldik.

Bir yandan yaşadığımız, çalıştığımız, eğitim gördüğümüz, sorumluluklar üstlendiğimiz, hak ve görevlere sahip olduğumuz “yeni anayurdumuz İsveç” diğer yandan yurttaşlık, kültürel, ailevi ve manevi bağlar ve ilişkilerimizin, kimi sorumluluklarımızın devam ettiği “eski anayurdumuz Türkiye”.

Göçün 50. yılı önemli bir eşiktir.

Yitirdiklerimiz ve kazanımlarımız anlamında; zengin yaşanmışlıklar ve deneyimlerden söz edebiliriz.

Yaşanılan acı – tatlı süreçler, geleceğe yönelik hayallerimizin daha bir gerçekçi planlanmasına ilişkin çok önemli derslerle doludur.

50. yıl anma ve değerlendirmelerimiz bir anlamda İsveç’teki yarım yüzyıllık geçmişimizi, eksiklerimizi, yetersizliklerimizi, yanlışlarımızı ve zaaflarımızı sorgulamak, bunlardan ders alıcı sonuçlar çıkarmak ve tarihe not düşerek olumlu olanlarını geleceğe taşımak ve yitirdiklerimizi anmak amacı taşımaktadır.

Özetle; bu sürecin tüm bileşenleri ile, bu süreçlerde yer almış herkesle birlikte geleceğimize yönelik bir yol haritası çıkarmaktır.

Umarım bu amacımızda başarılı oluruz…

Şimdi hep birlikte görüntülü kısa bir yolculuğa çıkabiliriz.”

Sultan Kayhan ve Taner Yıldız

Dalarna milletvekili Roza Güçlü Hedin İsveç’e göçün 50’nci yılında göçün anlamını parti arkadaşı Serkanla konuştuklarını belirterek şöyle dedi:

– “ Bu göçün İsveç iş ve sosyal yaşamına olumlu katkıları olmuştur. Bugün Türkiye kökenli milletvekilleri ve iki tane bakanımız var. Bu kişiler İsveç politik yaşamında önemli roller üstlenmektedirler.İsveç’in gelişmesine katkı koymaktadırlar.

Ailemin İsveç’e göçerken beraberinde getirdikleri deneyimler, birikimler benim bugün buralara gelmemde kaçınılmaz bir yeri vardır. Hayat hikayemi detaylı anlatmama gerek yok ama iyi bir yurttaş ve insanlara yardımcı olmamda damgasını vurmuştur”.

Stockholm milletvekili Serkan Köse de konuşmasında özetle şöyle dedi:

– “Hepimizin bir göç öyküsü vardır. Ailelerimiz neden yurtlarını ve yakınlarını bırakarak buralara geldiler? İsveç neden kapılarını açtı ve bugün yine mültecilere açıyor. Ülkesine gelen insanları kucaklamaya çalışıyor. Pek çoğumuz bugünkü durumdan memnundur.

İsveç’in göçmenlere yönelik izlediği politikalar ve sağladığı olanaklar sayesinde, Zlatan İbrahimovic, Erkan Zengin, İbrahim Baylan, Mehmet Kaplan vb. İnsanlar toplumun üst katmanalarına yükselebilmiş, önleri aşılabilmiştir. İçinde yaşadığımız ülkeye teşekkür ediyoruz, geleceği hep birlikte kuracağız ve geliştireceğiz.”

Seminer de uzunca bir konuşma yapan İsveç Hükümeti’nin Türkiye kökenli Süryani Enerji bakanı İbrahim Baylan konuşmasında özetle şöyle dedi:

-“Dokuz yaşlarında ve doğuştan kalbi delik olarak İsveç’e geldim. Burada tedavi gördüm. Ben İsveç’e sadece kariyerimi ve bakanlığımı değil ‘hayatımı’ borçluyum. Bu ülkenin bana sağladığı imkanlar sayesinde yaşıyorum ve buralara gelebildim.

Önce göçmenlerin büyük çoğunlukta olduğu Kuzey Botkyrka’da yaşadım daha sonra pek yabancının olmadığı bir kuzey şehrine taşınmamım yararını gördüm.

Göç ve göçmenlik hepimizin yaşadığı zor bir süreçtir. İsveç’e, Türkiye’den gelen işgüçü göçün ülkenin gelişmesinde hiç kuşku duyulmaksızın büyük katkılar sağlamıştır.

İsveç’te 70 ve 80 yıllarda işyeri sahibi olmak kolay değildi ama bugün durum değişmiştir. Türkiye kökenli insanların işyerleri, avukat büroları, doktor muayeneleri vardır. Göçmenler İsveç politik yaşamında da vardırlar. Bugün bakanlar, milletvekilleri mecliste oturmaktadırlar. Pek çok genç insan politikayla uğraşmaktadır. Bu durumun elbette politik yansımaları kaçınılmazdır”.

Ne diyelim ?

50.Yilımıza ve bizlere karşı gösterdikleri yakın ilgiden ve harikulade ev sahipliklerinden dolayı milletvekillerimiz Roza Güçlü Hedin ve Serkan Köseye içtenlikle teşekkür ediyoruz….

TANER YILDIZ

 

 

Bir Cevap Yazın