İsveç’te Türkler ile Kürtler birbirleriyle çatışırlar mı ?

İsveç’te Türkler ile Kürtler birbirleriyle çatıştırılmak mı isteniyor ?

İsveç’te, Türklerle Kürtler birbirleriyle çatışırlar mı ya da birbirlerinden ayrılırlar mı ?

Türkler ve Kürtler zorlu Anadolu toprağında birlikte harmanlanıp yoğrulmuş ve bin yıl süresince korlu Anadolu ateşinde pişirilmiş iki ‘su testisi’ gibidirler. 

Darbelere karşı dayanıklı ve sağlamdırlar.

Ama bu iki sağlam testiyi birbirine vurduğunuz vakit biri kırılırsa diğeri de mutlaka çatlar ve su sızdırır !

Türklerle Kürtlerin İsveç’e de tek bir aile gibi birlikte geldiklerini biliyor musunuz ?

İsveç’e kitlesel işgücü göçümüzü 1965 yılının Ağustos ayında başlatan Kululu ilk öncü grup olan 5 işçiden üçünün Kulu’nun merkezinden etnik Türk, ikisinin de Kulu’nun bir çevre köyünden etnik Kürt olduğunu biliyor muydunuz?

Evet Türklerle Kürtler gurbetlerine de birlikte çıkmışlardı. Gurbette de sırtlarını birbirilerine dayamışlardı.

İstanbul Sirkeci Garı’ndan başlayan ve 5 gün süren İsveç’e kara tren yolculuklarında çıkınlarındaki lokmalarını kardeşçe bölüşmüşler, sularını aynı testiden birbirinin hissesini düşünerek içmişlerdi.

Aynıydı sılaları ve umutları ve rüyaları…

Aynıydı gurbetleri ve hasretleri ve hayalleri…

Aynıydı bir kuru ekmek için yad ellerde ucuza satılığa çıkardıkları emekleri ve bulgur bulgur döktükleri alın terleri…

Aynıydı önce sımsıkıca sarıldıkları ve sonra da dönerek son bir defa utangaçça bakarak arkalarında bıraktıkları gözü yaşlı, al yazmalı ve şalvarlı gencecik eşleri…

Ve önce doymazcasına kucakladıkları ve sonra da tekrar tekrar öpüp kokladıkları kundaktaki bebeleri !

Aynıydı fukaralıkları ve iş -aş kaygıları ve çalışkanlıkları.

Stockholm’a ilk geldiklerinde onlarcası tek odada üst üste kardeşçe yatmış uyumuşlardı.

Yağlı, yağsız aşlarını aynı tencerede birlikte kaynatmışlardı. Aynı tabaktaki aşa birlikte ekmek banmışlardı.

Çoğu zaman ve çoğu yerde birlikte ağlamışlar, birlikte gülmüşler yine birlikte sevinmişlerdi. Sırlarını birbirlerine açmışlar, birbirleriyle dertlerini paylaşmışlar, birbirlerine kardeş gibi güvenmişlerdi.

Çok dindar olanlarının dışındakiler barlarda birlikte efkar dağıtmışlar, hatta “sarı avratlarla” hovardalığı da yine birlikte yapmışlardı !

Fabrikalarda, tezgahlarda ve bulaşıkhanelerde birlikte çalışmışlar, birlikte yardımlaşmışlar, hastaneleri ve otelleri birlikte temizlemişlerdi. 

Birbirlerine yanlarında iş bulmuşlar, yersiz olanlarına yer ayarlamışlardı.

Birinin toplu bir paraya ihtiyacı olduğunda kendi aralarında yardımlaşmışlardı.

İsveçliye meramlarını yarım yamalak tarzanca İsveçceleri ve bol el kol hareketli vücut dilleriyle adeta tiyatro oynarcasına beraberce anlatmışlardı.

İlk bayram namazlarını ve zamanla Cuma namazlarını aynı rutubetli bodrum katlarında yan yana saf tutarak birlikte kılmışlardı. Şimdi de ortaklaşa yaptırdıkları Fittja camisinde can cana saf tuttukları gibi.

Sıladan aldıkları tüm haberleri hele de ölenleri hiç geciktirmeden hemen birbirlerine iletmişlerdi.

Mektuplarını ve paralarını, hasretlerini ve sevgilerini sılaya kim önce gidecekse onunla göndermişlerdi.

Türkiye’den yeni bir gelen biri olduğunda soluğu hemen onun yanında almışlardı. Onunla kucaklaşırken çaktırmadan üstüne sinmiş memleket kokusunu koklamışlardı.

Türkiye’den ayda yılda bir getirilen ve değerli bir ilaç gibi saklanan yetmişlik yeni rakılarını bazen uzun hava türkülerde dertlenip, bazen de kıvrak havalarda neşelenerek, memleket anıları eşliğinde birlikte yudumlamışlardı.

Birlikte efkarlanmışlar, birlikte nara atmışlar, birlikte coşmuşlar, birlikte oynamışlardı.

İçlerinden bazıları sırt sırta verip ortak dükkan açmışlar, aynı sılaların da yaptıkları gibi birbirlerinden kız alıp kız vermeye başlamışlardı.

Kirvelik yapıp birbirlerini şereflendirdikleri sünnet düğünlerinde birlikte oynamışlar birlikte el el halaya durmuşlar, omuzlarını omuzlarına vurmuşlardı.

Bir süre sonra da Stockholm’un kenar semtlerindeki yeni modern evlere yine birlikte taşınmışlardı.

Fittja’da ve Vårbygård’da, Alby’de ve Fleminsberg’de, Handen’de ve Brandbergen’de, Rinkeby’de ve Tensta’da aynı apartmanlarda alt üst ya da kapı bir komşu olmuşlardı.

Bu semtlerde ilk derneklerini, sonra da birlikten güç doğar diyerek biraraya gelip ilk federasyonlarını birlikte kurmuşlardı. Hergün bu dernek lokallerinde biraya gelmiş, kimi zaman koyu sohbetlerle kimi zaman da gülüşmelerle duvarlarını çınlatmışlar, birbirleriyle eşleşip karşılıklı domino ve pişbirik oynamışlardı. Yani ayrıları gayrıları hiç olmamıştı.

12 Eylül darbesinden sonra, 1980’lı yılların sonlarında Türkiye’deki olaylarla birlikte ve dışarıdan art niyetli kimi müdahalelerle yavaş yavaş bitbirlerinden kopuşlar başladı, başlatıldı. Kürt arkadaşlarımız bu ortak derneklerimizden ayrılıp ayrı ayrı derneklerde toplandı.

Kurulan yeni Kürt dernekleri bile aynı şimdi olay çıkartılmaya çalışılan Fittja’da olduğu gibi Türk derneğiyle duvar duvara ya da aynı binadaydı !

Kaderin bir cilvesi olarak sonraları kurulan Kürt Federasyonu’da Stockholm Kungholmen’de aynı binada oturan Türk Federasyonu’nun yanına komşu olmuştu !

Türklerle Kürtlerin çatışmasını en güzel bu çizim anlatıyor. Aynı bedende yaşayan halka kendi elleriyle kendileri hançerlettiriliyor !

Ortadoğu’da ve Türkiye’nin güneydoğusunda patlatılan bombaların ve sıkılan kurşunların sesi artık İsveç’te de çokca duyulmaya başlandı.
Türkiye acılı Ortadoğu sınırında kanlı bir bataklığa saplandı.

Bin yıldır birlikte ve içiçe yaşamış, bir aşure gibi birbiriyle karışıp kaynaşmış, birbirinden renk almış birbirine renk katmış fukara halklar birbirine düşman yapılıyor.

Şiddet şiddeti, ölüm ölümü doğuruyor. 

Anadolu’nun anaları ağlatılıyor.

Akan kan akıtılan kanla yıkatılıyor.

Ve bu yoksul kardeş halklar birbirine kırdırılıyor. 

Ard arda ocaklar sönüyor, arkada gencecik dul kadınları, boynu bükük yetim çocukları bırakıyor. 

Çarkını emperyalist devletlerin çevirdiği ve sürekli silah satışıyla beslediği bu entrikalı, bu acılı, bu kanlı kısır döngü bir türlü durdurulamıyor.

Bu düşmanlıkla birbirlerinin fukara canlarına birlikte kıyarlarken, onların akan kanlarından beslenen emperyalistler hem bu fukaraların daima fukara kalmasını sağlıyor hem de bu fukara ülkenin zengin kaynaklarını kendi ülkelerine aktarıp daha da zenginleşiyorlar.

Ayır buyur taktiğiyle emperyalist devletlerin ortadoğudaki stratejik çıkarları korunuyor.

Son bir yıldır karanlık odakların kışkırtması ve el altından örgütlemesiyle İsveç’te 50 yıldır bir arada kardeşçe yaşayan iki halk birbirine düşürülmek, birbiriyle çatıştırılmak isteniyor.

İsveç basınında olaylar çoğu zaman çarpıtılarak ve ayrıştırılarak servis ediliyor. İki halk sanki birbirinin amansız ezeli düşmanıymış ve birbirlerini boğazlamak için fırsat kolluyorlarmış gibi yansıtılıyor.

Sosyal medyada iki taraftan da ırkçı, ayrılıkçı ve kışkırtıcı yazılar paylaşılıyor, bu amaçla Facebook grupları kuruluyor.

Bir taraf bir olayı kınamak ya da sesini duyurmak için gösteri yaptığında diğeri karşısına çıkartılıp provokasyon yapılmak isteniyor.

Geçen yaz büyükelçiliğin kapısına kadar protesto yürüyüşü yapılması, Sergel Torget’te terörü lanet mitingi sırasında kışkırtıcı olaylar yaşanması, Bredäng’teki Türk derneği ve Fittja’daki Anadolu (Kürt) derneği lokallerinin aynı günlerde çok büyük bir ihtimalle aynı kişilerce yakılması ve en son Fittja’daki Türk Kültür Derneği’nin gündüz taşlanması, gece bomba atılması ve sonrasında Fittja da İranlı bir Kürdün kurşunlanarak yaralanması gibi.

Ama tüm bu provakasyonlar her iki taraftaki sağduyulu olgun insanlar ve iyi ya da kötü ortak yaşanmışlıklar sayesinde her defasında boşa çıkarılıyor.

Bunun en güzel örneği de iki gün önceki Fittja olayında komşu Anadolu Kürt derneğinden gelenlerin Türk derneğine saldıran göstericilere müdahale ederek olayın daha da büyümesini engellemesi olmuştur.  Ben insanlarımızın sağduyusuna, vicdanına ve insanlığına güveniyorum.

İyi Türk ya da kötü Kürt diye kimseyi etiketlemiyorum, sadece iyi insan ve kötü insan var diye düşünüyorum.

Kim ne yaparsa yapsın, bir saldırıya uğradığında kendini savunma dışında hiçbir Türk’ün bir Kürde ve hiçbir Kürt’ün de bir Türk’e sırf etnik kökeninden dolayı ne İsveç’te ne de Türkiye’de bir fiske bile vurmayacağı kanısı taşıyorum.

Sorunu inkar etmiyorum ancak şiddetin ve silahın çözümsüzlüğü dayattığını görüyorum.

Çözümün de barışta, daha çok özgürlükte ve emperyalist devletleri dışlayarak kendi aramızda sağlayacağımız karşılıklı saygı ve güvene dayalı diyalogda ve uzlaşmada olduğuna içtenlikle inanıyor ve bunu umuyorum.

Ne diyelim ?

Döğüşen döğüşsün kardeşiylen
Ben döğüşmezem Kürt kardeşimlen !

Sağlıcakla ve çatışmasızca kalın !

TANER YILDIZ


Çizim: Osman Suroğlu

İsveç’te Türkler ile Kürtler birbirleriyle çatışırlar mı ?” üzerine 2 yorum

  1. Mustafa

    Taner Abi hakikaten kalbi ve yüreği sevgi dolu ve bir okadar da güzel bir insansın. Senin gibi iyi insanların çabalarının sürmesi dileğiyle hep var ol abi 🙏

  2. Safa

    Tarihce ; 1980 omuzu kalabalik juntasi , 500000 fislenen, iskenceden gecen, siyasi beyin göcu ve tarikat ve cemaatlerin kdv.den muaaf tutulmalari unutulmamalidir. Unutturmayacagiz.selamlar guzel dökturmussun. Safa

Bir Cevap Yazın