Baskın Oran’ın Erdoğan’a açtığı onur davasının onurlu dava dilekçesi !

“Alçak ” !

“Vatan haini” !

 “Ahlaksız” !

“Mandacı artığı” !

“Zalim” !

 “Terör örgütü maşası” !

” Tiksinti verici” !

 “Lümpen” !

“Ruhu kirlenmiş”!  

“Kapkaranlık” !

 “Cahil” !

Bu ağır hakarerleri yapan ağzı bozuk bir sokak serserisi ya da kenar mahallenin küfürbaz kabadayısı değil, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin koskoca Cumhurbaşkanı, ağzı kuranlı, göğsü imanlı imam garip mezunu Recep Tayyip Erdoğan !

Bu ağır hakaretleri duyan ise Atatürk’ün Cumhuriyetinin laik eğitimiyle yetişmiş, hem Türkiye’de hem de yurtduşında birkaç üniversiteyi birden bitirmiş,    yüzlerce kitap devirmiş, binlerce üniversite öğrencisi okutmuş Üniversite hocası ve bilim adamı,  aklı hür düşüncesi özgür akademisyenleri, Türkiye’nin bilgi bakımından en değerli ve en üstün aydın kişileri ….

Erdoğan’ın ağza alınmayacak bu onur kırıcı aşağılamalarına maruz kalan imzacı akademisyenlerden birisi olan Baskın Oran “ben bu ağır hakaretleri kaldıramam ” dedi ve Erdoğan’ı mahkemeye verdi.
Erdoğan üstteki hakaretlerini ‘Savaş durumuna derhal son verilmesini ve çözüm sürecine dönülmesi “ni isteyen “Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bildiriye imza atan akademisyenlere her fırsatta yapmıştı. 

Halen Mülkiye’de lisansüstü dersi veren emekli Proföser Baskın Oran‘da bu bildiriyi imzalamıştı.   

 Erdoğan’ın küfürlerine dayanamayan ‘Akil Adam‘ ve ‘İmzacı AkademisyenBaskın Oran, “ben bu ağır hakaretleri kaldıramam, onurumu korumak zorundayım ” diyerek Erdoğan’dan davacı oldu..

Erdoğan’ın akil adamı ve uzun yıllar destekçisi Prof. Dr. Baskın Oran, “- Onur diye bir şey var, kişilik haklarımı ihlal eden bu ağır hakaretleri ne bir şahıs olarak kaldırabilirim, ne de bir bilim insanı olarak. Bu ülkede yönetenlerin de hukuka tâbi oldukları’nın bilinmesi amacıyla Tayyip Erdoğan’ı mahkemeye verdim” dedi. 

Oran, “- Erdoğan imzacıları terörizme destek vermekle suçladı, Yargı başta olmak üzere çeşitli yerlere hedef gösterdi ve değil bir cumhurbaşkanının ağzına, hiç kimsenin ağzına yakışmayacak laflar kullandı” diyerek dava dilekçesinde Erdoğan’dan 10 bin TL tazminat istedi. 

  
Akil adam Baskın Oran davası hakkında şunları söyledi:

” – Cumhurbaşkanının kendi ağzına yakıştırabildiği bu hakaret ve aşağılamalardan herhangi birini bir TC vatandaşı bırakınız cumhurbaşkanına, herhangi bir vatandaşa söylese hemen hapis (ceza davası) ve tazminatla (hukuk davası) cezalandırılır.

Oysa TC yasaları, yönetilenler için olduğu kadar, yönetenlerin de tâbi olduğu hukuk metinleridir. Bu, hukuk devletinin bir numaralı kuralıdır.

TC Anayasası Md. 2’de ifadesini bulan hukuk devletini korumak için yemin etmiş bir cumhurbaşkanı, kendisine vatana ihanet dışında“ceza” davası açılamayacağını bahane ederek, ettiği hakaretler nedeniyle kendisine açılacak “hukuk” (tazminat) davasından kaçamaz.

Üstelik bu cumhurbaşkanı, bu mevkie geldiğinden bu yana kendisini eleştiren herkese binlerce dava açmış ve insanları hapse ve/veya tazminata mahkum ettirmiş biriyse. Bu ülkede yönetenlerin de hukuka tâbi oldukları bilinsin.”

İşte ekleri hariç 32 sayfalık ve hukuk dersi kıvamındaki  zehir zemberek dava dilekçesinin özeti :

“Davalı Erdoğan, akademisyenlere yönelik son derece ağır hakaretler ederek ve aşağılayıcı nitelemelerde bulunarak kişilik haklarına saldırıda bulunmuş, milleti göreve çağırarak destekçilerinin de saldırılarına zemin hazırlamış, idari ve yargısal yetkileri kullanan kamu görevlilerine, imzacılar hakkında soruşturma başlatılması talimatları vererek ifade özgürlüğü hakkını ihlal etmiştir. 

Erdoğan, konuşmalarında, bildiriyi imzalayan akademisyenleri hedef alarak onları terör destekçisi gibi göstermektedir.

Erdoğan’ın “millet bunlara gereken yanıtı verir” konuşması sonrasında ulusal medyada ve özellikle yerel basında imzacılar aleyhine haberler yayınlanarak bu kişiler hedef gösterilmiştir. Müvekkile elektronik posta yoluyla gönderilen tehdit ve hakaret içerikli bir kısım mektup örneklerini ekte sunuyorum.

Erdoğan’ın çağrısı sonrasında hemen harekete geçenlerden biri de organize suç örgütü liderliğinden hüküm giymiş olan Sedat Peker’dir. “… Kendi can sağlığınız için siz bu devleti batırmaya uğraşmayın. Şu an dahi hayatta olabilmenizin tek sebebi, devlet’in var olması ve ayakta durmasıdır. …Tekrardan söylüyorum; oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız!!!”

  

Davalının milleti göreve çağırması sonrasında, akademisyenler sosyal medya ve ulusal basında hedef gösterilmiş, hakarete uğramışlardır. Davalının konuşması sonrası gazete ve televizyon yayınlarında isim isim hain diye tanıtılan akademisyenler, toplum nazarında itibarsızlaştırılmaya çalışılmış, hakaretlere uğramıştır.

Bütün ömrünü insan ve azınlık haklarına vakfeden müvekkilin şiddet içermeyen, tersine barışı savunan, insan hakları ihlallerine dikkat çeken ve bu ihlallerin durdurulmasını talep eden düşünce açıklamasına Cumhurbaşkanı’nın bu biçimde müdahale etmesi, demokratik bir toplumda zorunlu bir müdahale olmadığı gibi tersine demokratik tartışma olanağını ortadan kaldıran bir etkiye sahiptir. 

Benzer açıklamaları yapan diğer kişiler her hangi bir yaptırımla karşılaşmadığı halde Cumhurbaşkanı’nın suçlayıcı, aşağılayıcı ve hedef gösterici söz ve eylemleri sonucunda müvekkilin de diğer akademisyenler gibi tehdit ve cezai soruşturmalara maruz kalması, ifade özgürlüğüne meşru olmayan bir müdahalenin varlığını göstermektedir.

Bu müdahale davalı Erdoğan’ın görevinden ve siyasal konumundan kaynaklanan özel bir ağırlığa sahiptir. Zira davalının her sözü, kamu makamlarınca emir telakki edilmektedir. Cumhurbaşkanı sıfatına sahip davalı Erdoğan’ın siyasal konumu ve görevi dikkate alınarak hukuk davasının kabulü, ifade özgürlüğünün gerekleri açısından özel bir öneme sahiptir.

Sarfedilen galiz sözlerin davacının kişisel itibarı ve saygınlığını zedeleyici nitelikte olduğu açıktır. Yukarıda sergilenen bu sözler, imzacıları terör destekçisi gibi göstermek, kendilerini alenen terör örgütü yanında saf tutmakla, terör örgütünün propagandasını yapmakla, teröre destek vermekle itham etmek ve ülkemizde yaşanan ağır katliamların sorumluluğunu onlara yüklemek açıkça haksız eylem niteliğindedir. Sadece “hain” kelimesi bile Yargıtay tarafından onur ve saygınlığa aykırı olarak değerlendirilmektedir.

Davalı, görüşlerini, hakaret ve aşağılama kelimelerine başvurmadan dile getirebilirdi. Ancak böyle yapmamış, her seferinde, bir cumhurbaşkanından beklenmeyecek biçimde aynı rahatsız edici dili kullanmayı sürdürmüştür. Davalının sözleri sonrasında yaşanan toplumsal, siyasal ve cezai yaptırımlar nedeniyle, davacı açısından düşünce ve vicdani kanaatlerini özgürce ifade edebilmek çok zorlaşmıştır.

Erdoğan’ın söz ve eylemlerinin Anayasada sayılan görevleriyle ilgili olmadığı, kişisel kanaatleri olduğu açıktır. Bu nedenle davalı kişisel eylemlerinden dolayı sorumludur. Davalının, cumhurbaşkanlığı makamının sorumsuzluğuna gönderme yaparak vatana ihanet dışında hiçbir biçimde sorumlu olmadığına yönelik sözleri yerinde değildir. Anayasa ve idare hukukçuları, Cumhurbaşkanının kişisel eylemlerinden sorumlu olduğu kanaatindedirler.

Davalının söz ve eylemlerinin hukuka aykırı olduğu ve davalının davaya konu kişisel eylemleri nedeniyle sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Aksi bir yorum, eşitlik ilkesini ihlal edebileceği gibi, Anayasa’nın demokratik hukuk devleti ilkesinin de ihlali anlamına gelir.”

Prof. Baskın Oran

Ne diyelim ?

Çok değil daha bir yıl öncesine kadar Erdoğan destekçilerinin ağır ve ünlü toplarından birisi olan çok değerli emekli profesörümüz nihayet Erdoğan’dan bu ağır küfürleri yiyince Erdoğan’ın gerçek yüzünü görebilmiş ve gerçek niyetini anlayabilmiş ! 

İş işten geçtikten sonra uyanmış ama olsun yine de geç olsun da güç olmasın !

Aramıza hoşgeldin sayın Baskın Oran !

Bekleyelim görelim; bakalım mahkeme de kim ‘baskın‘ çıkacak. 

Baskın mı yoksa küfürü basan mı ?


TANER YILDIZ

Bir Cevap Yazın