Derya Uzel Senir avlanacak bir cadı değildir !

Derya gözleri ve zihni ışıl ışıl parlayan Türk asıllı İsveçli ve pırıl pırıl bir gençtir !
Derya’nın kökü Türkiye’dedir ancak o İsveç’e aittir, çünkü onu İsveç yetiştirmiştir, onu İsveç eğitmiştir !

Derya bu zamana kadar bu ülkeye hizmet etmiştir bundan sonra da yine İsveç’e hizmet edecektir. 

Derya’ya büyük bir haksızlık edilmiştir ve hakkı yenilmiştir.

Adı: Derya Uzel Senir

Yaşı: 30

Evli ve bir bebek annesi.

Derya Uzel Senir
Büyük babası 1960’lı yılların ortasında çalışmak için İsveç’e gelip yerleşmiş ve yaş emeklisi olduğu güne kadar tek bir gün bile “haramdır, günahtır ” diye ne hastalık parası ne de işsizlik parası almamıştı. Bir hastanenin mutfağında tek bir gün bile hastalık yapmadan uzun yıllar çalışmış ve 65 yaşını doldurduğu günde emekli olmuştu.

Vergi dairesinde düzenli ödenmiş vergi kayıtları dışında hiçbir İsveç resmi kurumunda hiç bir olumsuz kaydı ya da sabıkası yoktu !

Bu çalışkan ve köylü kökenli büyükbabanın torunu Derya ise İsveç’te siyasal bilgiler okumuş ve Miljö parti (MP) Yeşiller çevre partisinde genç yaşta Politikaya atılmıştı. İstenirse İsveç’e başarılı bir entegrasyonun mümkün olduğunu, Türkiye’nin blr köyünden gelen bir işçi torunun da İsveç’te dışlanmadığını, demokratik haklardan tam olarak yararlanabildiğini, İsveç demokrasisinde ona da küçük bir yer verilebildiğini  ispat etmek istemişti. İsveç demokrasisin de farklı deri renkli, dini inançlı ve etnik kökenli insanlarında yer bulabileceğine inanmıştı.

Gelecek vaad eden genç politikacı 2 yıl önce yoğun seçim kampanyasını yılmadan tek başına yürütmüş, kapı kapı dolaşıp kendini tanıtıp oy toplamıştı. Genç yaşında partisinden milletvekili adayı olmuş ama seçilememişti. Ancak aldığı tercihli oylar sayesinde Stockholm Belediye meclisi yedek üyeliğine ve İş Piyasası Kurulu‘nun asıl üyeliğine seçilmişti.Yeni anne olan Derya görevini de aksatmadan ve başarılı olarak sürdürüyordu. 

İşte “Suç Aleti” seçim afişi !
Ta ki düne kadar !
Artık Derya Politikaya şimdilik ara vermek zorunda kaldı.

Çünkü durduk yere Yeşiller partisinden istifası istendi ! Partideki tüm görevlerinden el çektirildi. Partiden atılma kararı da İsveç’te böyle durumlarda piyasaya sürülen iki yüzlü bir gelenek olan “timeout” “ara verme” olarak ambalajlandı.

Durup dururken kendi partisi, 2014 yılında yani 2 yıl önceki seçim kampanyasında Türk Gençlik Federasyonu‘nun hazırladığı bir seçim afişinde yer alan demecindeki şu sözlerini bahane etti. 

 “- Partimiz iktidara geldiğinde Meclis’te alınan soykırım kararını uygulamaya koymayacak. Ben de buna yönelik olarak elimden geleni yapacağım” 

Peki ne var bunda ?

Bu kısa cümlenin neresi suç ?

Bula bula buldukları bu dandik gerekçeyle Derya  partisinden uzaklaştırıldı ! 

Tam 2 yıl önce Partisinin de bilgisi dahilinde yürüttüğü seçim kampanyasında verdiği kısacık bir demeç, 2 yıl sonra yürütülen kirli operasyon gereğince parti suçu olarak değerlendirildi !

Ne diyelim ?

Bu kadar da olmaz !

O zaman başta Başbakan Stefan Lövfen ve hükümetin diğer Çevre partili üyeleri olmak üzere hepsi de hem hükümetten hem de partilerinden atılsınlar !

Çünkü hükümette geçen yıl aynı Derya’nın söylediğini gerçekleştirmiş ve şöyle demişti:

 “- Soykırımla ilgili Meclis kararı hükümetimiz döneminde uygulanmayacaktır,  konuyu tarihçilerden oluşan bir komisyona havale etmeyi uygun gördük” . 

Ben başka partili olduğum için Derya’nın partisine 2014 seçiminde oy vermedim. Derya’yı da o seçim kampanyasında birkaç  tanıtım yazısı dışında aktif olarak desteklemedim. 

Ama şimdi bu şekilde haksız yere uğradığı bu haksızlığa, vicdansızlığa, insafsızlığa, ayrımcılığa hatta bana göre bir çeşit ırkçılığa çok üzülüyor ve isyan ediyorum.

Soykırım mı değil mi ? 

Kim suçlu kim suçsuz ? 

Kim kime niçin kıydı ?

Kim haklı kim haksız  1915’te yaşanan insanlık dışı olaylarda ?Bunlar ayrı bir tartışma konusu olduğu için bir başka yazımda düşüncelerimi yazacağım…

Şimdi şunları soralım :

Bu çalışkan, hevesli ve gelecek vaadeden pırıl pırıl genç politikacımız kime ne yaptı ?

Kimler ve hangi içten pazarlıklı çevreler bu genç kızımızın parlak geleceğinin önünü şimdiden kesti ?

Derya’nın tertemiz geçmişinde hiçbir şey bulamayınca aklınıza kızcağızın taa 2 yıl önceki bir seçim afişindeki iki kısa cümlelik masum demecini mi geldi ?

İsveç’te ortaçağın cadı avı tekrar mı hortlatılıyor ? 

Bu kez kurban olarak göçmen kökenli kadınlar mı seçiliyor ?  

Biliyor musunuz ?
Eskiden  İsveç’te Kilise öncülüğünde cadı avına çıkılır bir kadın bir bahaneyle cadı olarak ilan edilir ve bir büyük meydana konulan ve ateşe verilen odun yığınının tam ortasına cadı atılır ve zavallı kadıncağız canlı canlı, cayır cayır ve çırpına çırpına yakılırmış. Bunu seyreden halk da coşkuyla naralar atarak cadının yakılışına alkış tutarmış ! Stockholm’un Katarina semti (Södermalm) sakinleri günlerce süren yanık insan eti kokulu hava solurmuş !

İsveç’te en son 5 Ağustos 1676 yılında Stockholm ‘da canlı canlı bir cadı yakılmış.

Bu cadı Fin kökenli bir göçmenmiş ve adı Malin Matsdotter’miş. Suçu ise soykırım yoktur demek değil büyü yapmakmış !

İsveç’te 1704’de meydanda halkın gözü önünde kellesi uçurulan son cadının adı ise Anna Eriksdotter imiş. 
TANER YILDIZ

 

 
 

Derya Uzel Senir avlanacak bir cadı değildir !” üzerine 2 yorum

  1. Galip

    Böl, parçala, yönet…
    Önce bizi böldüler.
    Onlarca STK’mız var. Hiçbirinin İsveç toplumunda sözü geçmiyor.
    Şimdi parçalıyorlar, diğerleri hiç sesini çıkarmıyor. Hatta içten içe kendi insanının ezilmesine seviniyor.
    Eh ondan sonra onlar ne isterse odur. Hayatının her sahnesini onlar yönetir artık.
    Evladın ismini, soy ismini değiştirir. Bir yerlerde dinini, milliyetini söylemeye korkar.
    Evvelce onu tanıyanların olduğu ortamlardan kaçar.
    “Devşirme”nin kapitalist düzendeki yöntemi de bu olsa gerek.

  2. Efe

    Bence Türkiye toplumun ruhsal halinden yararlanmak, küresel bir yöntem haline geldi. Ruhhalimiz çarpık kapitalizimin yanliş yöntem uygulamasiyla, bireyden en küçük sosyolojik birimden en üst birime kadar kendimizi yanliş tanimliyoruz. Örneğin sözde soykırım.sözde derken, ama özde 100 yıldir bir kambur gibi Türkiye toplumun dan özden yokolup gitmedi. Başka örnek, TSK nin başlatığı operasiyon sonucu sözde bölge sorumlusu öldürüldü. insan şu soruyu sormazmı? Bekardeşim sözde dediğin kişi yada teröris karakol basmiş polisi rehin almíş 40 yildan beri o sözde mesele bitmemìş, yüzyildir sözde soykırım.bitmemìş. yetsin Bekardeşim özünden bitsin bu zulum Bekardeşim sözdeler bir seferliğine bitsin gitsin ceheneme gitsin ki bu toplum sözde değil özde özgür olsun.senin deyiminle ne diyelim.

Bir Cevap Yazın