Bir zamanlar Federasyon.. 30 yıllık bir fotoğrafın hatırlattıkları !

İsveç’te ki 30 yıllık geçmişimizi içinde barındıran bu siyah – beyaz Federasyon fotoğrafını görünce anılara daldım ve bugünlerde hatırlattıklarını, benim de bilfiil içinde olduğum ve birebir tanıklık ettiğim yaşanmışlıklardan bir demet sunmak istedim bugün sizlere.

1980’lı yıllar ortalarından yaklaşık 30 yaşında, yaşlanmış bir fotoğraf.

Adı: İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu, kısaltması İTİDF

İsveççe adı: Turkiska Riksförbundet, kısaltması TRF

Fotoğrafta en önde dönemin Federasyon Başkan’ı Haydar Akan beyin yanında oturan gür saçlı, ince ve tıfıl genç benim. 20’li yaşlarımın ilk yıllarındayım. Şimdi yaş geçse de hala “inceliğimi” korumaktayım !

Sanırım 1986 ya da 1988 yılı Federasyon kongresinde seçim oylaması anında değerli ve çok alçakgönüllü fotoğrafçımız Behçet Holago tarafından çekilmiş.

Federasyon kongreleri ve sık sık yapılan geniş katılımlı toplantılar için mekan tuttuğumuz Stockholm Medborgarplatsen deki Medborgarhuset konferans salonu.

Salonda ve Federasyon çatısı altında: Türk, Laz, Zaza,  Abhaza, Çerkez, Gürcü, Kürt, Arap, Boşnak, Arnavut, Makedon kökenli, Giritli, Bulgar göçmeni, fabrika işçisi, üniversiteli, ilk okul terk, öğrenci, muhasebeci, küçük işletmeci, taksici, temizlikci, öğretmen, mühendis, tercüman, memur, aşçı, bulaşıkçı, pizzacı, kasap, manav, işsiz, imam, metro gişecisi ve otobüs şöförü kimi ararsan var !

Salonda 100’ün üzerinde delege var. Salonun iç balkonundaki 150 kişilik izleyiciler bölümü de kongreye ilgi duyan üyeler ve vatandaşlarca doldurulmuş.

O yıllar gerçekten federasyonun gerçek bir federasyon olduğu yıllardı. 

İsveç’teki örgütlenmemizin ve örgütlülüğümüzün en iyi, en verimli yıllarıydı. İnsanların ihtiyaçları ve umutları vardı. Bu ihtiyaç ve umutların kamçıladığı hevesleri ve hedefleri vardı. 

Şehirlisi ve köylüsü, işçisi ve işvereni, öğretmeni ve öğrencisi, siyasi sığınmacısı ve yıllanmış gurbetçisi, genci ve yaşlısı, küçük seviyeli olsa da devlet memuru ve sendikacısı, belediye ve il meclisi polikacısı, sağcısı ve solcusu, Alevisi ve sünnisi, dindarı ve laiki, yıllar önce eskiden gelmişi ve aylar önce yeni gelmişi, İsveç’teki küçücük gurubumuzun her kesimi ve Türkiye’nin istisnasız her rengi bir aradaydı, aynı salondaydı, aynı çatı altındaydı. 


Tek eksiğimiz birkaç siyasi sığınmacı arkadaşımız dışındaki kadınlarımızdı.

Federasyon hepimizin birlikte sığındığımız, bir nebze de olsa kendimizi güvende hissettiğimiz ortak barınağımızdı.

 Başkan’ının adıyla anılmazdı. Ahmed’in Mehmed’in ya da Hasan’ın Osman’ın federasyonu değildi, federasyon tekdi ve herkesindi. Federasyon dendiğinden herkesin aklına sadece bu federasyon gelirdi. 

Köyden gelenlerin hemen hemen hepsi hayatında ilk defa bir derneğe üye olmuş ve ilk defa bir dernek kongresine katılıp oy kullanmıştı. Belki de İlk defa bir toplantıda söz almış kalabalık önünde görüşünü söyleme cesareti göstermiş, tecrübe kazanmıştı.

Çoğu insanımız ilk defa bir dergi de,  – herkesin o yıllarda dış kapısının posta aralığından atılmasını dört gözle beklediği ve içindeki nitelikli Türkçe yazıları noktası virgülüne kadar okuduğu Federasyon’un YENİ BİRLİK‘inde kendi resmini basılı görüp içten içe sevinmişti. Ve hala aramızda resminin çıktığı derginin o sayısını saklayanlarımız vardır !

Toplantılarda o yıllarda İsveç’te daha yeni sayılan siyasi sığınmacıların katkısıyla coşkulu konuşmalar ve ateşli tartışmalar yapılırdı. Bazen konuşulanlar sıradan bir gönüllü dernek toplantısından çok Millet Meclisi oturumunu aratmazdı. 

Bu da hiç şaşırtıcı değildi aslında çünkü aramızda Türkiye’yi yönetmeye soyunmuş ama 12 mart ve 12 eylül darbelerinin kurbanı olmuş kimi siyasi sığınmacı dostlarımız konuşurken bazen heyecanlanıp ipin ucunu kaçırırlar ve sanki kendilerini hala Türkiye’de sanırlardı !

Yönetim kurulu toplantıları demokratik bir ortamda saatlerce sürerdi. Çünkü her üyenin dağarcığında söyleyeceği birşeyleri, görüşleri ve önerileri vardı. 

Federasyon Başkan’ı Haydar Akan tüm üyeleri sabırla dinler, önyargılı eleştirilere bile müdahele etmezdi. Her üyeye güven telkin ederdi. Çoğu zaman ve kimi konularda sağ ve sol kutuptaki arkadaşlarımızı bile aynı noktada birleştirirdi. Her üyenin oluru alınmadan, orta yol bulunup uzlaşma sağlanmadan hiçbir karar alınmazdı. 

o yılarda çok genç olduğum için sözüm dinlensin diye sakal bile bırakmışım !
Az zamanda çok iş yapılmıştı ! 

Federasyonda Haydar Akan‘ın beş dönem üst üste başkanlık yaptığı ve ben dahil yönetim kurulu üyesi olan diğer ekip arkadaşlarıyla gönüllülük temelinde birlikte çalıştığı, 1981- 1991 arasındaki o 10 yıl hala herkesçe hatırlanan ve gıptayla bakılan en üretken yıllarımızdı. 

İlk kuruluş yıllarındaki fedakarlıklığıyla hatırladığımız Osman Özkanat ve 1990’dan sonraki vefakarlığıyla takdir ettiğimiz Yaşar Pektaş dönemleri de bu yıllardakinden çok farklı değildi. Onların dönemleri de bu üretken zaman diliminin başlangıcı ve devamıydı. 

O dönem Yönetim Kurulu’nda birlikte görev yaptığımız arkadaşlarımızdan ilk aklıma gelenler: Erol Aydın, Güliz Holaga, Halil Baysal amca, İhsan Kılıç, Sedat Özgüven, rahmetliler Cevdet Mermer, Osman Öz ve Hüseyin Demirtaş gibi gönüllü ve samimi olarak elini taşın altına koyanlardı.

Anmadan geçemeyeceğim birisi de siyasi görüş farklılığından dolayı ara sıra çekiştiğim, Federasyonun tek profesyonel ve gerçekten becerikli memuru Mustafa Tümtürk‘dü. 

Yine Yeni Birlik’e Erol Aydın‘ın redaktörlüğünde katkı koyan Oya Yılmaz Wiberg, Behçet Holago Mustafa Sönmez, İsmet Sekmen ve Ali Haydar ilk hatırladıklarım.

Bol tartışmalıydı, dönem dönem pek sıkıntılıydı ve ara sıra kavgalıydı, duygusal patlamalar yaşanırdı ama tüm bunlar Federasyon başkanının sabırlı, serinkanlı, ciddiyetli ve saygın kişiliğiyle yoğurduğu tavırlarıyla en az hasarla aşılırdı.

 O zamanın en ateşli muhaliflerinin ve rakiplerin bugün kabullenip sohbetlerinde söyledikleri gibi o yıllar İsveç’teki toplumumuzun en verimli, en hareketli, en sesli ve en örgütlü dönemiydi.

Federasyon başta Göçmen bakanlığı olmak üzere tüm İsveç resmi kurumlarınca muhatap alınıyor ve özellikle göçmenlerle ilgili konularda görüşü soruluyor hatta evlilikte 18 yaş sınırlaması yasa önerisinde olduğu gibi sözü dinleniyordu. 

O yıllarda kırsal kesimden gelen ailelerin çoğu, kız çocuklarını temel okuldan sonra evlendirdiği için genç kızlar lise ve üniversiteye gidemiyorlardı. Federasyonun da aktif önerisiyle yasa değiştirildi ve Türkiye’den evlilikte 18 yaş şartı getirildi. Böyle olunca da kız çocuklarının evlendirilmesi için lise ve üniversite eğitimlerini bitirmeleri beklendi. 

Aynı zamanda bu dönem İsveç’teki en zor yıllarımızdı. Baskıcı 12 Eylül darbesi Türkiye’deki insanların üzerinden buldozer gibi geçmiş, sonrasında binlerce insanımızı Avrupa’ya sürgün etmişti. Hatta bu baskılar İsveç’te bile büyükelçilik marifetiyle sürdürülüyordu. 

12 Eylül darbesine karşı duran ve demokrasiye sahip çıkan Federasyona o yıllarda Büyükelçilik şüpheyle ve yan gözle bakıyordu.  Federasyon ise demokrasiden ve Türkiye’deki demokratik çevrelerle olan ortak duruşundan taviz vermiyordu. 

Bu durum o yıllarda Stockholm’a büyükelçi olarak atanan ve beyefendi ve demokrat kişiliğiyle kendini hemen belli eden Ömer Ersun beyefendi döneminde büyükelçilikle karşılıklı saygı temelinde kurulan seviyeli ve ciddi ilişkilerle aşıldı. Bir resmi devlet kurumu ile sivil toplum kuruluşunun saygın ve seviyeli ilişkisine tanık olundu.

 İlk defa elçilik binası normal vatandaşlara açıldı. İlk defa o dönemde elçilik resepsiyon salonunun süslü duvarlarında işçi ve köylü vatandaşların sesleri çınladı, rengarenk el dokuma halılarına ayağı bastı !

O yıllar Türkiye ile İsveç’in arası buzluydu. Turizm ve karşılıklı kültürel alışveriş sıfırlanmıştı. Bırakın siyasi sığınmacıları, normal vatandaşlarda Türkiye’ye izne giderken çekiniyorlardı. 

İşte o yıllarda Federasyon bu buzları kırmak ve Türkiye’yi ve kültürünü hem kendi çocuklarımıza hem de İsveçli çocuklara tanıtmak, onları birbirleriyle kaynaştırmak için Türkiye’de “Yaz Okulu” etkinlikleri yapmıştı. 

Her yıl yarısı İsveçli yarısı Türk 10 -14 yaşlarındaki çocuklar yaz tatilinde öğretmen liderleriyle İki haftalık süreyle Çanakkale İntepe’de açılan “Yaz Okulu’na götürülmüşlerdi. Uzun yıllar süren o dönemde toplam 700 civarında İsveçli ve Türk çocuk bu anlamlı Yaz kampı etkinliğine katılmıştı. 

Yine o yıllarda İsveç Spor Federasyonu ile ortak yapılan bir proje kapsamında dünyada ilk Türk Buz Hokeyi çocuk takımı Rinkeby derneğimiz bünyesinde kurulmuştu ! 

O yıllarda yine Harem gibi Topkapı gibi basket ve futbol kulüplerimiz vardı. 

1980’lı yıllarda bir Rinkeby Derneği kongresi. Divan kurulu üyesi olarak dernek yönetimine aday olanların adlarını tahtaya yazıyorum !

Federasyon, SIOS adındaki göçmen örgütleri platformu’nun en aktif ve örnek gösterilen Göçmen örgütü idi. Bizim katılmadığımız etkinlikler sönük geçerdi ve niçin gelmediğimiz merak edilirdi. Her zaman sözümüz ciddiye alınır ve dinlenirdi. 

İsveç’in siyasi partileri ve LO ile ilişkiler sürdürülür arada sırada yüz yüze görüşülürdü. Tüm önemli etkinliklere İsveç’teki Türk grubunun tek ve meşru temsilcisi olarak Federasyon davet edilirdi.

Yine o yıllarda ilk kez 23 Nisan, 19 Mayıs ve 29 Ekim kutlamaları başlatılmıştı. 

23 Nisan kutlamaları çocukların katılımıyla kültürel etkinliği Stockholm merkezindeki büyük Folkethus salonunda yapılırdı. 19 Mayıs kutlamaları ise her yıl yeni bir Stockholm semtinde dernekler arasında ve gençlerin katılımıyla turnuva ve sportif yarışmalar yapılırdı. 29 Ekim kutlamaları da Türkiye’den davet edilen ve sevilen bir sanatçının yüzlerce vatandaşa konser vermesiyle yapılırdı. 

Yine o yıllarda Federasyona en çok katkı koyan bir avuç insandan biri olan eski Federasyon Genel Sekreterimiz emektar Hüsamettin Utkutuğ’un Federasyon Yönetimi’ne sunduğu özverili çalışması ve samimi desteğiyle profesyonelce gerçekleştirilen nitelikli ” 10.Yıl Kutlamaları ” etkinliklerimiz ise bugün bile hala konuşulmaktadır. 

10. Yıl Etkinlikleri kapsamında Türkiye’nin kalburüstü yazarları, bilimadamları, sanatçıları, ressamları, heykeltıraşları, tiyatrocuları, sinemacıları ve televizyoncuları İsveç’te yaşayan vatandaşlarımızla ve İsveçlilerle buluşmuşlardı. 

Kimler yoktu ki ?

Aziz Nesin’den Tahsin Saraç’a yazarlar, Rutkay Aziz’den Kerim Afşar’a tiyatrocular, Türkan Şoray’dan Hale Soygazi’ye sinema oyuncuları, Atıf Yılmaz’dan Mahmut Tali Öngören’e sinemacılar, televizyoncular, yönetmenler, gazeteciler, sanatçılar, ressamlar, politikacılar, bilimadamlarından oluşan 30 kişilik bir “Kültür Ordusu” 10. Yıl kutlamamıza bizzat katılarak ve Stockholm’da birkaç gün kalarak, Federasyon’un şahsında İsveç’te yaşayan vatandaşlarımızı onurlandırmışlardı….

Ne diyelim ?

Bu topluma az ya da çok emeği geçen insanlara düşmanımız bile olsalar teşekkür edelim, arada sırada da olsa yad edip vefa borcumuzu ödeyelim.

Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz derler. 

Sonuçta ortada yapılan boş laflar ve somut işler kalıyor.

Lütfen birbirimizle ilkelce boğuşmayalım onun yerine birbirimizle medenice yarışalım !

Kalın sağlıcakla !

TANER YILDIZ

Bir Cevap Yazın