Huber köşkünde şatafatlı iftar Sofrası !

Bu kaçıncı İftar eğlencesi Ya Rabbi!

Ne mecburiyeti var bu yoksul halkın bunları besleyip semirtmeye ?

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 


Artık her Ramazan’da kurulan İftar-ı Yağma Sofraları, Tevfik Fikret’in ünlü Han-ı Yağma şiirini sanki bu günleri görmüş gibi yazdığını akla getiriyor. 1912’de haykırdığı bu şaheser şiir son 14 yıldır güncelliğini sürekli korumaya devam ediyor.

İFTAR-I YAĞMA SOFRASI !

Şair Tevfik Fikret (1867-1915)

 

YAĞMA SOFRASI

Bu sofracık, efendiler –ki bekler yutulmayı
Huzurunuzda titriyor –şu ulusun hayatıdır

Ulusun ki acılı, ulusun ki eşiğinde ölümün!
Ama sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız besbelli yüzünüzden;
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?

Şu doyumcu sofra, bakın gelişinizle övünçlü!
Hakkıdır kutsal savaşınızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin, efendiler yiyin; bu iç şenliği sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say:
Soy sop, şeref, gösteriş, oyun, düğün, konak, saray,

Tüm sizindir efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Tüm sizindir, tüm sizindir, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün sindirimi biraz ağır olsa da yok zarar,
Görkemli yüceliği, öç alıcı sevinci var,

Bu sofra gönül almanızdan böyle ısınır ve ışıldar.
Sizin şu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını,
Varlığını, hayatını, umudunu, hayalini,

Tüm olanca rahatını, olanca gönül balını,
Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!

Bugün ki mideler sağlam, bugün ki çorbalar sıcak;
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin, efendiler yiyin; bu cümbüşlü sofra sizin;
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

TEVFİK FİKRET

(Günümüz Türkçesiyle: Ceyhun Atuf Kansu)

Dün Erdoğan, Huber Köşkünde aralarında eski pavyon dansözleri ve türkücüleri de olan seçmece misafirlerine İftar ziyafeti verdi.. 

Dekolte kıyafetli şarkıcılar ve yalaka ceketli üfürükten türkücüler, İstanbul’a tepeden tepeden bakan göz kamaştırıcı Boğaz manzaralı şatafatlı köşkünde, oruç tutmadıkları halde yoksul müslüman halkın sırtından iftar cümbüşü yaptılar.  

Saray soytarıları ve her devirin adamları bilumum yanardöner sazendeler, dansözler ve türkücüler başta yalakalık başdanışmanı Yavuz Bingöl olmak üzere Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Bülent Ersoy,  Emel Sayın, Sibel Can, Seda Sayan, Gülben Ergen, Hande Yener, Serdar Ortaç, Alişan,  Petek Dinçöz, Esra Erol,  Müge Anlı, Hakan Ural, Berdan Mardini, Coşkun Sabah, Hakan Peker, Cengiz Kurtoğlu, Murat Dalkılıç, Zara, Mustafa Ceceli, Kutsi bu şatafatlı cümbüş sofrasında Erdoğan çiftiyle muhabbet etmişler !

Yüzlerine kondurdukları fettan ve yapmacık gülücüklerinden anlaşıldığına göre beleş ziyafet sofrasına kurulup, eşsiz boğaz manzarası eşliğinde bir güzel yemişler, içmişler, yalamışlar, yutmuşlar. hesabı ise kendi fakir gönlü zengin yoksul müslüman halkımıza ödetmişler.Kadınlı erkekli hepsi de ağızlarını kulaklarına yaklaştırarak bay ve bayan Erdoğan’a yılışık yılışık sırıtık sırıtık kıvırtmışlar.

Erkekten bozma kaşarlanmış kraliçe Bülent Ersoy ise filli boya küpüne batırılmış ay yüzüyle Emine Erdoğan’ın dizinin dibine oturmuş ara sıra bir yandan gerdan kırmış bir yandan da ağır endam sallamış !  Saraylarda, köşklerde ve beş yıldızlı otellerde karnı tok sırtı pek olan ve oruçta tutmayan bu “seçilmiş yalakalara”, yoksul halkın sırtından kurulan bu yağma sofraları “gerçek müslümanların” vicdanını sızlatıyor.

Erdoğan ve kaybolan her şeyi bulan Müge Anlı.

Türkiye’de bir sanayiye dönüştürülen ve devlet parasıyla kurulan lüks iftar sofrası cirosunu her yıl katlayarak artırıyor.  

Bakın Erdoğan’ın seçmece konuklarına verdiği bir İftar Ziyafeti’nde neler bulunuyormuş :

İftariyelikler : Pide, Lavaş, Tereyağı, Bal, Siyah ve Yeşil zeytin, Beyaz, Tulum ve Kaşar peyniri, Kuşgömü Pastırma, Ceviz, Domates, Salatalık, lüks Hurma çeşitleri, Karpuz, Kiraz, Mevsim Salatası, Çay, Meyve suyu ve Su. 

Ara sıcaklar: Güllüklü Çorba, Zeytinyağlı tabağında közlenmiş Kırmızı Biber içinde Peynir, Zeytinyağlı Enginar ve Ekşili Kuru Patlıcan Dolma.

Ana yemek: Kuru Erik soslu Dana Madalyon yanında Bademli Sebze Yahnisi ve Kremalı Patates

İçecek: Osmanlı Şerbeti ve taze sıkılmış meyve suları

Tatlı: Tahinli, Cevizli ve Kaymaklı Kabak Tatlısı.

Ne yazık ki yoksul halkın yarısı, ağzını şapırdata şapırdata ve alık alık bu yiyicilere bakıyor ve bir gün sıra belki bana da gelir diye ses çıkarmayıp “mühlüz tesellisi” buluyor.

Ne diyelim ?

Allah kabul etsin demeyeceğim, çünkü etmeyeceğini adım gibi biliyorum.. !

Haram olsun da demiyeceğim, çünkü öyle olduğunu da soyadım gibi biliyorum !

TANER YILDIZ



Şiirin Osmanlı Türkçesiyle yazılmış orjinali:

 HAN-I YAĞMA

Bu sofracık, efendiler – ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor – bu milletin hayatıdır; 

Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir? 

Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray, 

Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var. 

Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini 

Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak! 
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak! 

Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak… 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret 

Huber köşkünde şatafatlı iftar Sofrası !” üzerine bir yorum

  1. Haşmet özavcı

    Bu ülke herzaman içindeki GAVUR lardan çekmiştir.İftar yemeği veriyorlar kim ne için kime ülkemizin okumuş yada hiç okumamış ama müslümanlikla beyni çürütülmüş %49 un desteklediği bu haramiler ülkeyi soyup soğana çevirdikleri yetmemiş gibi sefahat içinde yüzmeye devam ediyorlar.

Bir Cevap Yazın