Avrupalılar sığınmacının müslüman olanını istemiyor !

Bilimsel araştırmayla test edilip onaylandı :

Sığınmacı tercihinde din ağır basıyor !

15 Avrupa ülkesinden 18 bin kişinin katılımıyla Stanford University och London School of Economics’ten Siyasal Bilimci üç araştırmacının ortaklaşa yaptığı çalışmanın sonuçları bu hafta Science dergisinde yayınlandı.
Bilimsel araştırmadan şu ırkçı sonuç çıktı:

Avupalılar öncelikle sığınmacının Müslüman olanına hayır diyor !

Avrupalılar sığınmacının ; doktor olanını, Hristiyan olanını ve işkence görenine acıyor ve ülkesine sığınmasını istiyor. Ama doktor bile olsalar, işkence bile görseler Müslüman sığınmacıyı istemiyor.

Hem çok sığınmacı kabul etmiş hem de pek fazla etmemiş olan bu 15 ülke vatandaşlarının hepsi de ağız birliği etmişcesine özetle şöyle diyorlar yani :

Ülkemize  Hristiyan olan, doktorluk yapan ve işkence gören sığınmacılar hoşgeldiler ancak bu sığınmacı  eğer Müslüman ise ister doktor olsun isterse işkence görmüş olsun, ülkeme gelir gelmez kapı dışarı edilsin ! “

2015 yılında tüm Avrupa’ya toplam 1 milyon 300 bin civarında mülteci geldi. Bunların 800 küsur binini Almanya, 160 binini de İsveç geçici olarak kabul etti. Geriye kalanı da diğer 25 Avrupa ülkesinde kaldı.

Çok seçenekli ve geniş yelpazeli soru şıklarıyla ve bilimsel yöntemlerle gerçekleştirilen araştırma sonuçlarını şaşırtıcı bulan Uppsala Üniversitesi’nde Sosyal ve Ekonomik Coğrafya profesörü Roger Anderson sonuca ilişkin şöyle diyor :

“- Bu araştırmanın şaşırtıcı sonucu şudur; hangi ülkeden ve hangi sosyo-ekonomik statüden olurlarsa olsunlar tüm katılımcıların bir ortak görüşte buluşması, sorulara birbirine yakın cevaplar vermeleridir. 

Yani yüksek eğitimli ve yüksek gelirli bir Avrupalı ile düşük eğitimli işsiz birAvrupalı’nın  hemen hemen aynı görüşü paşlaşmasıdır. . 

En çok mülteci alan Alman’larla hiç mülteci almamış Çek’lerin benzer cevaplar vermeleridir. .

Avrupa’da güçlü bir antimüslüman duyguların varlığını bildiğim için araştırmadan Müslüman sığınmacı karşıtı sonuç çıkmasına hiç şaşırmadım.”

Din ve meslek ağır basmış !

Almanya, Avusturya, Çek, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, Macaristan, Norveç, Polonya ve Yunanistan ‘dan toplam 18 bin kişi araştırmaya katılmış.

Katılımcılardan; yaşı, cinsiyeti, dini, geldiği ülkesi, mesleği, dil becerisi, kaçış sebebi, (örneğin politik baskı, etnik baskı ve ekonomik neden) hassasiyeti (örneğin , işkence mağduru, travmatik stres bozukluğu ve engelli olma) ile mültecinin anlattıklarının inandırıcılığı ve çelişkili ifade  gibi çok farklı özellikleri olan binlerce varsayımsal sığınmacıya yönelik değerlendirmeler yapmaları istenmiş.

Katılımcıların verdikleri cevaplarda, sığınmacı tercihlerinde öne çıkan özellikler sırasıyla; yüksek eğitimli meslek sahipleri, Hristiyan olanlar ve ifadesinde çelişki olmayan sığınmacılar olmuş.

Doktor olan sığınmacı adayları kendi ülkesinde iken çiftçilik yapmış köylüler ve işsiz olanlara göre öncelikli tercih edilmişler.

Yalnız burada ortaya çıkan çok ilginç ve bir o kadar da dikkat çekici bulgu ise ; bu yüksek eğitimli olması, çalışabileceği bir mesleği olması, doktor olması gibi kriterlerin ve özelliklerin, söz konusu bir müslüman  sığınmacı adayı olduğunda  geçerliliğini yitirmesi.

Katılımcıların çoğu Müslümanlığı negatif bir nitelik olarak gördüğü ve öyle algıladığı için doktor fakat Müslüman olan bir sığınmacı adayı yerine, işsiz fakat Hristiyan olan bir sığınmacı adayını tercih etmiş !

Halbuki BM Mülteci Sözleşmesi ve diğer uluslararası anlaşmalardaki mülteci haklarını düzenleyen hükümler : “temel bir insan hakkarından olan Sığınma Hakkı konusunda  insanların hangi dinden olduğuna ve ekonomik durumlarına bakılmasını” açıkça yasaklamaktadır.

Bu durumda bu katılımcıların ülkelerinin tamamının altında imzası bulunan bu sözleşmelerin pratikte halklarının desteğinden yoksun olduğu ortaya çıkmıyor mu ?

Ne diyelim ?

Ağacı çürüten kurt kendi gövdesinde yaşarmış !

Avrupalılar yüzyıllardır ırkçılık kodlarını genlerinde ve beyin kıvrımlarında saklamış ve ırkçılık zehirini damarlarında dolaşan kanlarında taşımışlardır. 

Irkçılığın teorisini geliştirip sistemleştiren bu Avrupalılar,  yine tarihin gördüğü en korkunç Yahudi soykırımı ve ırkçı kıyımı Nazi pratiğini de,  o vakit Yahudilerin kökünün kazıdıkları,  şimdi de Müslümanların kökünün kazınanilmesi için uğraştıkları ve masum insanların kanlarıyla suladıkları bu kanlı Avrupa topraklarında gene bu “sözdeHristiyan” Avrupalılar uygulamışlardır. 

Arka arkaya çıkarttıkları ve dünyayı kendi aralarında kardeş emperyalist devletlerce paylaştıkları Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının 20 yıllık süresinde en az yarısı masum çocuk ve kadın olan 50 milyon insanı hem korkunç silahlarıylahem de açlıkla, kıtlıkla ve hastalıkla öldürmüşlerdir. 

Avrupa’nın tarihi aynı zamanda Haçlı Savaşları’nın ve yüz yıl süren Din Savaşları’nın, dehşet veren kanlı tarihidir.

Ama unutmayalım ki insanlığa en büyük kötülüğü yaptıkları gibi yine insanlığa en büyük iyiliği de bu Avrupalılar ve bu Avrupa yapmıştır !

Rönesans‘larıyla insanları dinin kör karanlığından  yine aynı bu Avrupalılar, bu Avrupa’da aydınlığa çıkartmıştır. 

Düşünülemezleri düşünebilen en büyük filozofları, her insanı kardeş görenişen en hakiki hümanistleri, vicdanın sesini dillendirenilen en dürüst entellektüelleri, en yararlı buluşları yapabilen bilimadamlarını, yazılamayanları yazabilen yazarları ve doğayla yarışabilen en yaratıcı sanatçıları da yine bu  Avrupalılar, bu verimli Avrupa topraklarında yetiştirmiştir. 

İnsanlık; gelişme, medenileşme, bilim, teknoloji,  kültür ve sanat adına sahip olduğu pek çok şeyini bu Avrupalılara ve bu Avrupa’ya borçludur…

Aynı pek çok acısını ve katliamını borçlu olduğu gibi !

TANER YILDIZ

Bir Cevap Yazın