Bugün çok ama çok utanmıştık!

Tarih: 6 – 7 Eylül 1955

Yer: İstanbul ve kıyı kentler

62 yıl önce bugün aklı başında ve vicdanlı Türklerin utançtan dolayı yüzleri kızarıp, başları öne eğilmişti.

Çünkü o gün Türkiye’nin ve Türk halkının alnına hiç silinmeyecek kara bir leke sürülmüştü.

Olaylar İstanbul Ekspres adlı bir gazetede manşetten verilen “Atamızın evi bomba ile hasara uğradı !” kışkırtıcı başlıklı bir yalan haberle başlatılmıştı. Güya bunu Yunanlılar yapmıştı.

Halbuki her şeyin önceden Türkiye “istihbaratınca” ayrıntılarıyla planlandığı sonradan ortaya çıkmıştı !

Bu yalan haberle düğmeye basılarak halk kandırılıp galeyana getirilmiş, gözü dönmüş faşist ve gerici provokatörlerin yönlendirmesiyle ülkede ve özellikle İstanbul’da gayri müslimlerin işyerlerinin bulunduğu cadde ve semtlerde Türkiye Cumhuriyetinin eşit vatandaşları arasında “Rum Avı” başlatılmıştı.

1453’ten beri tam 500 yıldır kimisi aynı semtte iç içe kimisi komşu mahallelerde barış içinde yaşadığımız, olayla ilgili hiç bir suçu günahı bulunmayan ve hiçbir şeyden haberi olmayan; işinde ve gücündeki savunmasız insanlara evlerinde otururken ve işyerlerinde çalışırken topluca saldırılmıştı.

Başta İstanbul olmak ùzere kıyı kentlerindeki Rumlar’ın işyerleri, evleri ve ibadethaneleri çoğu kamyonlarla oralara taşınan gözü dönmüş faşist güruhlar tarafından talan edilmişti…

Kayda geçmiş tanıklık ve tespitlere göre; 15 Rum linç edilerek öldürülmüş, 300 civarında gayrimüslim vatandaş yaralanmıştı.

30’dan fazla kadına tecavüz edilmişti.

4214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile rumlara ait fabrika, otel, bar gibi toplam 5317 mekan yağmalanmıştı.

İstanbul’da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin hepsi de ateşe verilmiş, mezarlıklarına bile saldırılmıştı.

Kiliselerin içindeki haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar bile kırılıp, dökülerek tahrip edilmişti.

Bir kısmı önceden işaretlenen gayri müslimlere ait dükkan ve mağazalarda ne var ne yoksa hepsi de sokağa atılmış, çoğunda “Rum” adları yazılı olan tabelaları parçalanmıştı.

Tam iki gün süren yağma, talan ve linçten sonra olayları planlayıp uygulayan iktidardaki gerici Menderes hükümetince sıkıyönetim ilan edilmişti.

Olayları 2 gün seyreden askerler yağmacılara müdahale etmiş ve ortalık birdenbire süt liman oluvermişti. Onlarca milyon lira zarara uğrayan Rum esnafa devlet tarafından göstermelik olarak sadece 4 milyon lira tutarında tazminat ödenmişti.

Planlı operasyon başarıyla uygulanıp amacına ulaşmış ve artık ülkede mal ve can güvenliklerinin kalmadığını yaşayarak ya da yaşatılarak gösterilen ve bu “6-7 Eylül hadisesi” göz dağı verilen hristiyan Rum nüfusun çoğu ve Ermeni nüfusun bir kısmı yurtdışına kaçmış ve geride bıraktıkları mallarının çoğuna da müslüman yağmacılarca el konulmuştu.

İki gün süren olaylarda ölü ve kadın tecavüzü sayısının beklenenden az olmasında, gayri müslimleri evlerine alarak, oradan kaçırarak ya da yağmacılara yanıltıcı bilgi vererek onları koruyup kollayan müslüman Türk komşularının bazılarının ve tek tük de olsa kimi polis ve subayların önemli etkisi olmuştu.

Eski Özel Harp Dairesi başkanı Emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu bir röportajında, “- 6-7 Eylül olayları Özel Harp Dairesi işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” demişti.

Ne diyelim ?

Ben bu ülkenin Türk ve müslüman kökenli uygar bir vatandaşı olarak kendi adıma ve kendi payıma 6-7 Eylül mağdurlarına bu yıldönümünde içtenlikle üzüntülerimi iletiyor ve onlardan özür diliyorum.

Ülkemizde yaşanmış ve yüzümüzü kızartmış bu ve buna benzer olay ve katliamlarla canımızı çok acıtsa da dürüstçe “yüzleşilip“, kurbanları ve mağdurlarıyla adilce “helalleşilmesini” ve tekrar yaşanmaması için de bundan “ders alınmasını” istiyorum.

Bu utanç günümüzde; Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine yeni giyindiği ve kendisine çok yakışan “renkli çiçekli desenli ve modern kesimli sade elbisesi” hoyratça parçalanmış ve bugün Türkiye’ye giydirilmeye çabalanan irticacı gericiliğin ve faşizmin “rengini karanlıktan alan kapkara kara çarşafının” giydirilmesi yolu işte bu utancımızdan yüzümüzün kızardığı günde açılmıştır.

6 – 7 Eylül’le birlikte genç ve modern Türkiye Cumhuriyeti tökezletilmiş ve çağdaşlaşma çabasının önü kesilmiştir.

Ülkenin her alanda gelişip kalkınması için önemli bir kaynak olan yetişmiş insan ve beyin gücü, ekonomik ve kültürel sermayesi tahrip edilip, yurtdışına kaçırılmıştır.

Bu olaylar Türkiye’nin özellikle çağdaşlaşmak hedefinde en çok ihtiyaç duyduğu ve yeni yeni filizlenip yeşeren kültür, sanat, bilim ve sanayi alanlarında kuruyup çoraklaşmasına ve Avrupa’yla arasındaki uygarlık ve gelişmişlik uçurumunun derinleşmesine neden olmuştur.

Günümüzde de Türkiye’de yaşayan diğer farklı etnik ve inanç topluluklarına karşı yenilerinin yapılması riski her zaman için var olan yeni 6-7 Eylül’ler utancının gelecekte bir daha yaşanmaması, tekrardan yüzümüzün kızartılmaması ve başımızın öne eğdirilmemesi dileğiyle…

TANER YILDIZ

Bir Cevap Yazın