A benim güzel kızım !

Türkiye’de en sonunda bu da oldu !

Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu’na 2017-2018 döneminde tarihinde ilk defa bir türbanlı öğrenci kabul edildi.

Askerlik mesleği ve güvenliği gereği olarak bugüne dek TSK’da harp okulu öğrencileri türban ve benzeri dini simgeleri takamıyordu.

Kara harp okuluna yeni alınan türbanlı öğrenci 2017 – 2018 öğretim yılı açılış töreninde. Türk ordusunun ilk türbanlı subayı ve komutanı olacak.

Ordudaki türban yasağı geçen şubatta yapılan kıyafet yönetmeliği düzenlemesiyle kaldırılmış, subay ve astsubaylar ile askeri öğrencilere türban serbestisi getirilmişti.

Türk ordusunda türbanlı kadın memurlar çalışıyor.

Yine bir yönetmelik değişikliğiyle TSK’da çalışan 30 bin sivil memurdan kadın memurların türbanla, erkek memurların kirli sakalla çalışmasına izin verilmişti.

Türbanlı hava harp okulu öğrencisi Merve Gürbüz. Türk ordusunun ilk türbanlı savaş uçağı pilotu olacak.

Yapılan değişiklikle normal üniversitelerden harp okullarına yatay geçişe izin verilmiş ve bu haktan yararlanan 23 yaşındaki Merve Gürbüz’ün Hava Harp Okulu’na ilk türbanlı öğrenci olarak girmesi kabul edilmişti.

Türk ordusunun emekli bir subayı türbanlı öğrenciye yönelik olarak iyi niyetli, somut gerekçeli ve tatlı dilli açıklamalar ve tavsiyeler içeren bir açık mektup yazdı.

İşte Kara Harp Okulu’nda okuyan ve 30 yıl orduda subaylık yapan emekli asker Hasan Akbaş’ın o mektubu:

Emekli Kara subayı Hasan Akbaş

A benim güzel kızım !

Geleceğe yönelik hayallerini gerçekleştirmek niyetiyle mi yoksa belli bir projenin parçası olarak bir vitrin ürünü olmak pahasına mı bu üniformayı giymek istedin bilmiyorum ama şu anda okumaya başladığın okulda okumuş ve bu mesleği kısa bir süre (30 yıl kadar)yapmış biri olarak sana bazı şeyler söylemek istiyorum…

Herşeyden önce sadece bir meslek değil temelinde fedakarlık ve mesai mefhumu gözetmeksizin çalışmak olan ve maddi getirisi sıfıra yakın bir yaşam tarzı seçtin ve bu mesleği yaparken çok zorlanacağını ve inançlarının gereği olduğunu kabul ettiğin giyim tarzından taviz vermeden bu işi yapamayacağını üzülerek belirtmek isterim.

Bu giyim tarzına hiçbir itirazım yok istediğin gibi giyinebilir istediğin gibi yaşayabilirsin ama bu mesleği yapamazsın ya da hakkını vererek yapamazsın demek daha doğru olabilir.

Çünkü;

Üniforma, silahlı kuvvetlerin hiyerarşik düzeninin insicamını ve emir komuta zincirinin sağlıkla işlemesini sağlamak maksadıyla rütbe ve belli başlı bazı arma ve başarı brövelerin dışında hiçbir ayırım olmadan her ordu personelinin giymesi zorunlu olan bir kıyafettir.

Ve üzerinde cins, ırk aşiret, renk, inanç gibi ayrıcı, bölücü, farklılaştırıcı, ötekileştirici hiç bir belirtici işaret olamaz ,olursa düzen bozulur ordunun savaşma imkan ve kabiliyeti yok olur sen bu kıyafetinle bu insicamı bozdun.

(Mustafa Kemal’in kurtuluş savaşını neden kuvayı milliye çeteleri ile değil de düzenli orduyla kazandığını düzensiz çetelerden neler çektiğini sana o okulda ayrıntısı ile anlatacaklar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın.)

O okulda sadece okul sıralarında okumayacaksın yüzlerce erkekle beraber psikolojik dayanıklılık testleri alacak aşağılanacak ağır sporlar yapacak, eğitimlere çıkacak engelli parkur geçecek, çamurun tozun içinde sürünecek ,menteş kampında dayanıklılık eğitimleri alacaksın.

Tüm bunları yaparken başındaki türban düşecek, yırtılacak; bacağın, kıçın görünecek.

Menteş de mayo (ya da haşema) giyip yüzme ve dalış eğitimleri yapacaksın. İnancın gereği bunlar sana ağır gelecek ve çok zorlanacaksın. Komutanlarının gözünün içine bakarak ve pozitif ayrımcılık talep eden bakışlar atacaksın.

Eğer sana iltimas geçilirse mesleğinin gereği olan eğitimlerin eksik alacak ve eksik bir subay olarak mezun olacak ve haketmediğin maaşı almak zorunda kalacaksın.

İltimas geçilmez ise mesleğinin gerekleri ile inancın çarpışacak ve bir tercih yapmak zorunda kalacaksın.

Bu tercih de okulu bırakmak yönünde olacak hem psikolojık olarak hemde maddi olarak yıkılacak, ailene de bu sıkıntıyı yaşatmak zorunda kalacaksın.

Sana şirin görünüp yüksek sicil almak için eşlerini kapatan, sen tayin olunca açan, kışlanın mescidine gösteriş için giden astlar göreceksin.

Ordudaki liyakat sistemini farkında olmadan (veya olarak) bozacak ve orduyu savaşamaz duruma getireceksin (tek başıma ben mi ? deme, sistem olarak düşün ! )

Ülkenin müslüman bir ülkeyle savaşa girdiğini düşün (olmaz deme bal gibi olur !) ümmet olmayı millet olmaya tercih eden bir inancın yetiştirdiği göğsü iman dolu bir subay olarak müslüman düşman askerine kurşun sıkmakta imtina edebilir eğer pilotsan bombaları boş araziye atabilir, müslüman müslümana kurşun atmaz diyerek silahını bırakabilir, laik bir sistemin (meclisin) verdiği müslüman ülkeye savaş kararını eleştirebilir ve vatan haini olarak yargılanabilirsin.

El netice güzel kızım;

çok iyi bir bilgisayar mühendisi, muhasebeci, öğretim görevlisi, profesör vs olabilir vatanına bu şeklide de hizmet edebilirsin ama subay olamazsın !

Belki olursun ama hep bir yanın eksik kalır.

O yüzden güzel kızım kendini mevcut siyasi ideolojinin vitrin malzemesi yapmasına müsaade etmemeni, kararını gözden geçirmeni tavsiye eder, gözlerinden öperim ….”

Emekli Kara Subay Hasan Akbaş.

Ne diyelim ?

Emekli subayımız iyi niyetli, somut gerekçeli ve tatlı dilli açıklama ve tavsiyelerinde ne kadar haklı değil mi ?

Bu belli bir inanç kesimini öne çıkaran, buram buram siyasal islam kokan ve laik cumhuriyete meydan okuyan, siyasi amaçlı ve maksatlı bir vitrin şovu değil mi ?

Askerlik mesleğinin gerekleriyle inancın gereklerinin her zaman ve her ortamda örtüşmediği ve türbanın işitme ve görme gibi duyuları kısmen engellemesi ve hareket serbestisini kısıtlaması nedeniyle hem kendisinin hem de emri altındaki askerlerin güvenliğini riske sokacağı apaçık ortada değil mi ?

TANER YILDIZ

Bir Cevap Yazın