Aslan Ağa’dan Emre Yunt’a Stockholm’da Türk Elçileri !

Osmanlı’dan modern Türkiye’ye köklü ve uzun ömürlü İsveç ve Türkiye ilişkileri nasıl ve niçin kuruldu ?

Osmanlı’dan Türkiye’ye kimi sarık ve kaftanlı kimisi de şapka ve fraklı Stockholm’da görev yapan tüm elçilerin tek tek adları ve görev yılları ?

Türkiye’nin yeni Stokholm büyükelçisi Emre Yunt 15 Kasım 2017’de görevine başladı.

İlk elçi Aslan Ağa, son elçi Emre Yunt !

Osmanlı’nın son elçisi Galip Kemal beyden Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk elçisi Layık Mukbil bey’e, Közbekçi Mustafa Ağa’dan Kaya Türkmen’e, Stefan Karatodori’den Solmaz Ünaydın’a tam şimdiye kadar 49 elçi Stockholm’da Osmanlı’yı ve Türkiye Cumhuriyetini temsil etti.

Yüzyıllara dayanan Türkiye – İsveç diplomatik ilişkileri karşılıklı ulusal çıkarlar ve saygı temelinde kesintisiz olarak ticaret ve savunma ağırlıklı olarak süregelmiştir.

Dünyanın en köklü devletlerinden İsveç ile Türkiye (Osmanlı) arasında elçi düzeyindeki ilk diplomatik ilişki 1700’lü yıllar ortasına doğru kuruldu. İlk kez elçi düzeyinde diplomatik ilişkiyi 1631 yılında İsveç kurmuştu.

Osmanlı’ya ilk elçisini gönderen İsveç Kralı Karl 10. Gustav.

İsveç’in ilk elçisi Paul Strassburg‘u, İsveç Kralı Karl 10. Gustav özel bir maksatla görevlendirerek, zamanın Osmanlı padişahı 4. Murata 1631 yılı baharında göndermişti.

İlk elçi Aslan Ağa’yı İsveç’e gönderen Osmanlı Sultanı 4.Murat.

Sultan 4. Murat da bu diplomatik ilişkiye Osmanlı’nın ilk elçisi Aslan Ağa’yı bundan 6 yıl sonra 1637 de İsveçe “tam yetkili elçi” ünvanıyla göndererek cevap vermişti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni Stokholm Büyükelçisi Emre Yunt, İsveç Kralı 16. Carl Gustaf’a “güven mektubu”nu böyle sundu.

İsveç’in halen görevde olan elçisi Annika Molin Hellgren 2018 de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güven mektubunu sundu.

İsveç Krallığının, ilk resmî elçisi olan Axel Reenstierna‘nın İstanbul’da 1729 da göreve başladı. İsveç 1735 yılında İstanbul’da açtığı ve 1931’de Ankara’ya taşıdığı elçiliği aracılığıyla Türkiye ile diplomatik ilişkisini kalıcı ve kesintisiz kesintisiz biçimde sürdürmektedir.

İki ülke arasında ilk diplomatik ilişkinin kurulduğu 1700’lü yıllar ortasında Osmanlı Avrupa’nın güneyinde, İsveç ise Avrupa’nın kuzeyinde hüküm süren ve ele geçirdikleri büyük topraklarla genişlettikleri imparatorluklarını ikisininde sınırında bulunan ve ortak düşmanları olan Rusya ve yine ortak rakipleri olan diğer Avrupa imparatorluklarına karşı koruyup elllerinde tutmaya çalışan iki büyük devletti.

Hem bundan hem de aradaki uzaklıktan dolayı birbirlerine bir tehdit oluşturmadıkları için stratejik ortaklık ve çıkar birliği temelinde işbirliğini ve dayanışmayı kurumsallaştırmak amacıyla ilişkilerini elçileriyle yürütmeyi tercih etmişlerdi.

Osmanlı elçisi Közbekçi Mustafa Ağa İsveç’e 1727 yılında kalabalık bir maiyetiyle birlikte geldiğinde krallar gibi karşılanıp ağırlanmış hatta İsveçli ünlü ressam Georg Schröder’e, krallara özgü yağlıboya resimleri çizdirilerek onurlandırılmıştı.

Elçi Közbekçi’ye böyle kral muamelesi yapılmasının asıl nedeni ise sonradan anlaşılacaktı !

Közbekçi’nin Stockholm’a geliş nedeni ve öncelikli görevi alacak tahsili yapmaktı !

Demirbaş Şarl 1500 civarında adamıyla 5 yıl boyunca Osmanlı toprağında kalmış ve bu uzun süre içinde de Osmanlı’dan epeyce borç para almıştı. Ülkesine döndükten sonra da borcuna sahip çıkmamıştı. Yani Osmanlı’ya borç takmıştı.

Közbekçi, İsveç hazinesiyle görüşerek; Demirbaş Şarl’ın Osmanlı hazinesinden iki senet karşılığında aldığı, ve üstünden 15 yıl geçmesine karşın bir türlü geri ödemediği 2 bin Rumî keselik ( 3 milyon taler gümüş para – bugünün parasıyla 600 milyon İsveç kronu) yüklü borcu geri ödetecekti.

Ama bir sorun vardı. Çünkü İsveç devletinin hazinesi tamtakırdı ! Onun için Közbekçi”ye bu kral muamelesini borç erteletmek için “rüşvet niyetine” yapmışlardı !

Közbekçi 1 yıldan fazla uğraşmış ama alacakları toplayamamıştı ! İsveçliler Közbekçi’nin koltuğunun altına İsveçli ressamın çizdiği bu havalı yağlıboya resmini sıkıştırarak, İstanbul’a eli boş uğurlamıştı !

Demirbaş Şarl sığındığı Osmanlı’da ilk yıllarda çok özel muamele ve ihtimam ve görmüştü.

Demirbaş Şarl Osmanlı’ya niçin sığınmıştı ?

Tahta 14 yaşında oturan İsveç’in kahraman Kralı Demirbaş Şarl (Karl den tolfte) daha en büyük zaferini daha 18 yaşındayken Narva muhaberesinde ezeli düşmanı Rusya Çarı Deli Petro‘nun 30 bin kişilik ordusunu darmadağın ederek, 9 binini öldürerek, geriye kalanı da elleri havada teslim alarak kazanmıştı.

Ancak 9 yıl sonra bunun tam tersi olmuş ve bu sefer Deli Petro Demirtaş Şarl’ı ‘Poltova muhaberesi’nde 8 Temmuz 1709’da çok kötü bozguna uğratmış ve Ruslara esir düşmemek için savaş meydanında 16 bin seçkin askerini esir bırakarak kaçmış ve 1500 askeriyle birlikte yakınındaki Osmanlı topraklarına geçerek Besarabya’ki (bugünkü Moldovya) Bender‘in Özi kalesine gelmiş ve Osmanlı Sultan’ı 3. Ahmed‘in merhametine sığınmıştı.

27 yaşındaki genç ve gözüpek savaşçı Kral Demirbaş Şarl Osmanlı toprağında Sultan’ın emriyle kral gibi ağırlanmış, Bender‘de 5 yıl 3 ay süresince kalmış, orada bir sürgün hükümeti kurup İsveç’i Osmanlı’dan yönetmiş, sürekli ortak düşmanları Rusya’ya karşı Osmanlı’yı kışkırtıp nihayet aralarında 1711 yılında Prut savaşını çıkartmayı başarmış ve böylece Osmanlı ordusunun komutanı Baltacı Mehmet Paşa eliyle Büyük Petro’dan intikamını almaya çalışmıştı.

Katarina Baltacı’nın çadırında !

Katerina‘nın, Baltacı Mehmet Paşa‘nın çadırına gelerek yaptığı “Barış anlaşması” nın bir maddesi de “İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ın güvenlik içinde ülkesine dönmesi” idi.

Tam da Demirbaş Şarl’ın istediği gibi olmuş ve Baltacı Prut savaşında Rus Çarı Deli Petro’yu köşeye kötü sıkıştırmış, ve esir almak üzereyken, Deli Petro güzel karısı Çariçe Katerina‘yı aman dilemesi ve bir yolunu bulup be pahasına olursa olsun barış anlaşması yapması için Baltacı Mehmet Paşa‘nın çadırına göndermişti !

Katarina o çadırda Baltacı ile başbaşa görüşerek ve epeyce bir vakit geçirerek köşeye sıkışmış halde ondan haber bekleyen kocası Deli Petro’yu Osmanlı’nın hiddetinden korumuştu !

Demirbaş Şarl tam da Deli Petro’nun esir düşmek üzere olduğu haberiyle sevincinden ellerini ovuşturduğu anda, süslü çadırda Baltacı ve Katarina’ ın kucaklaşarak anlaşmasına önce çok ana çok içerlemiş sonda da çıldırmıştı ! Rusya’yla ilişkilere sürekli burnunu sokarak devletin başına iş açmasıyla ve sürekli hazineden borç para almasıyla bıktırdığı Osmanlı’da zaten bu çadır anlaşmasında Demirbaş Şarl’ı Ruslara satmış ve onu topraklarından çıkarıp atacağına söz vermişti.

Sürekli borç para alarak yaşadığı ve hazineye çokça borçlandığı için Hazine’ye “demirbaş” olarak kaydedilen ve Türkçe lakabı da buradan gelen Şarl‘a Osmanlı paşaları artık misafirliğin çok uzadığını ve ülkesine gitmesi gerektiğini efendice birkaç kez çıtlatmışlar ama Şark her seferinde onları bir çeşit bahaneyle oyalamış.

Osmanlı da bakmış ki sözle olmuyor o zaman hafif kötekle bu işi halletmek için bir Paşa’nın emrine bir bölük asker verip ve “- aman şakın canına zarar vermeyin” diye de sıkı sıkıya tembihleyerek Kralın üstüne salmış. Buna direnen Kral’ın adamlarıyla Osmanlı askerleri arasında “Kalabaliken i Bender” (Bender kargaşası) diye anılan 1 Şubat 1713’deki meşhur küçük çatışmada geçici olarak esir alınmış ve ancak böylelikle 5 yıl 3 ay misafir kaldığı Osmanlı’dan zorla kovulup atılmıştı.

Türkçe “Kalabalık” sözü de böylece “kalabaliken” olarak İsveç’e sözlükte yerini almıştı !

Mehmet Said yirmisekiz Çelebi, artık bu küflenen yüklü devlet alacağını bir şekilde tahsil etmek öncelikli göreviyle Közbekçi’den sonra İsveç’e gönderildi. O da aynı selefi gibi Stockholm’da krallar gibi ağırlanmıştı. O da İsveçli ressama poz verip, yukarıdaki ve aşağıdaki yağlıboya resimlerini çizdirmişti !

Ama İsveç devleti Osmanlı’ya olan borcunu bir türlü nakit olarak ödemeye yanaşmıyor, “nakit paramız yok, borcumuzu mal takasıyla ödeyelim ” diyordu !Mehmet Said yirmisekiz Çelebi’nin İsveç’te çizilmiş yağlıboya resmi

Mehmet Said Çelebi, İsveç’in borcuna karşılık tarihi belgeyle önerdiği:

72 parça top-çeker,

• 1 tam donanımlı kalyon,

• 30 bin uçları harbeli bakır donanımlı boy tüfeği

Ve hediye olarak dörder okkalık 6 adet tunç top ve 12 parmak çapında 1 adet humbara ve havan‘dan oluşan ve sadece borcun bir bölümünü karşılayan ve geride “400 kese” borç bırakan mal takasını belli ki “ne koparırsam kar” diye düşünüp kabul etmiş ve durumu İstanbul’a bildirmişti. Ancak bunlardan sadece savaş gemisi “kalyon” teslim edilmiş gerisinin üstüne yatılmıştı.

14 Ekim 1742 de İsveç elçisi, İstanbul da Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa’nın huzuruna çıkmış hükümetinden aldığı borca ilişkin 17 Ağustos tarihli şu tarihi mektubu sunmuştu:

Yüce Osmanlı Devleti’nin İsveç’e yönelik göstermiş olduğu iyilik nedeniyle İsveç kralı, devlet adamları ve bütün İsveç halkı, ne derece de memnun ve mutlu olduklarını, devletlü inâyetlü sadrıazam hazretlerinin hakpâ-yi devletlerine sayısız teşekkür ve tevazu ile sunarlar. Bundan böyle şân ve şevketi yüce ve ebedi olarak kalacak olan Osmanlı Devleti’nin sadık ve dostu olacaklarına…” 

İsveç devleti bu mektupla kibarca borcu ödeyemeyeceklerini bildirmiş ve Osmanlı’dan borcun “affını” dilemişti.

Geriye kalan borçta bu özel ağırlanmalar ve ikramlar ile iki ülke arasındaki “tarihi dostluğun hatırına” Sultan 1. Mahmud’un fermanında şöyle denilerek :

İsveç Devleti gerçekten Devlet-i Aliyye’nin sadakat üzere dostudur. Sabık kralın misafir olarak Osmanlı topraklarına sığındığı sırada kendisine gerekli ikram yapılmış; ayrıca dostluğuna binaen borç para verilmişti. Allah bütün afet ve belalardan korusun, Devlet-i Aliyye’nin, bu kadar parayı samimiyetleri görülen dostlarına doğrudan vermeye veya hediye etmeye şükür ki kudreti yeter durumdadır. …

Şu an, aradaki dostluğa dayanarak verilen paraların başa baş ödenmiş kabul edilmesi Osmanlı saltanatının şan ve şevketine…”

ödeşilmiş sayılmış ve İsveç’e bağışlanarak, üzerine çizgi çekilmişti!

İsveç hükümetinin mali sıkıntısını göz önüne alan Osmanlı yönetimi daha fazla ısrarcı olmamıştı. Çünkü İsveç’in zor duruma düşmesini kendi çıkarları açısında da yararlı görmemişti. Kalan borç “Osmanlı Devleti’nin gücü ve şanı ile iki ülke arasındaki dostluk ve ittifak göz önüne alınarak” silinmişti. Ayrıca “İsveç’in öteden beri Devlet-i Aliyye’nin sadık dostu olması ve Rusya ile savaş halinde bulunması” da borcun bağışlanmasını etkilemişti.

Şimdiye kadar Stockholm’da 16’sı Osmanlı, 33’ü Türkiye Cumhuriyeti temsilcisi, toplam 49 elçi Osmanlı devletini ve modern Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil görevi yaptı.

İsveç’te ilk elçimiz 1637 de İsveç’e “tam yetkili elçi” olarak gelen “Aslan Ağa idi. Osmanlı’nın Stockholm’da ilk yerleşik elçisi ise 1887 yılında “orta elçi” olarak başladığı görevini 1880’den itibaren “tam yetkili elçi” olarak 1981’e kadar 4 yıl sürdüren Murat efendi idi.

Osmanlı’nın son İsveç elçisi de 1921 yılında göreve başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilan edildiği 1923 yılında görevi sona eren Galip Kemay Bey idi.

Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Atatürk’ün ilk Stockholm büyükelçisi onurunu taşıyan Layık Mukbil bey 1923 yılında “maslahatgüzar” olarak başladığı görevini 1926 yılına dek sürdürmüştü.

Şimdiye kadar İsveç’te görev yapan 49 elçimizin içinde sadece 2’si kadındı:

İlki Solmaz Ünaydın (1992-1996) ikincisi ise Zergün Korutürk (2009-2013) hanımefendiler.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu 1923 yılından bugüne kadar Stockholm’da kesintisiz ve daimi olarak temsil edilmektedir.

İsveç devletinin yurtdışındaki en eski mülkü İstanbul’da !

Demirbaş Şarl’ın Osmanlı’ya sığındığında İstanbul’a atadığı ve Osmanlı’da ayrı ayrı elçi olan iki oğlu ile birlikte Türkiye’de 41 yıla elçilik yapan baba Gustaf Celsing.

İsveç ile Osmanlı devletinin kurumsal elçilik ilişkisi Demirbaş’Şarl’ın Osmanlı’ya sığındığı ve Bender’de kaldığı 1709-1714 yılları arasında elçisi olarak atanan ve Türkçe öğrenmesi için İstanbul’a yollanan ünlü Gustaf Celsing‘in Pera’da (Beyoğlu) 1709’da kiraladığı elçilik ofisiyle şekillenmişti. İsveç devleti 1735 yılından beri Osmanlı ve Türkiye’de yerleşik elçilik olarak temsil edilmektedir.İsveç devletinin yurtdışında edindiği en eski ve ilk mülkü İstanbul’daki İsveç Büyükelçilik binasıdır. (Svenska palatsetİsveç sarayı).

İsveç elçisi Gustaf Celsing elçilik için bir süredir uygun bina arıyordu. Beyoğlu’nda, Altın boynuz Haliç’in kuzeyinde İstiklal caddesine cepheli geniş arsalı ve iki katlı Osmanlı tarzı ahşap bir binayı buldu. Arsayı ve binayı çok beğendi.

Binanın sahibi olan ve Saray tercümanlığı (dragoman) yaparak çok zenginleşen Arnavut İskender Gika, padişahın gazabına uğramış ve “kellesi uçurulduktan” sonra mallarına el konulup satılığa çıkarılmıştı.

İsveç Elçisi Gustaf Celsing Osmanlı padişahı 3. Mustafa’nın huzuruna çıkmış güven mektubunu sunuyor.

İsveç Elçisi Ulric Celsing Osmanlı padişahı 1. Abdülhamid’in huzurunda güven mektubunu sunuyor.

Gustaf Celsing 1757 yılında ve 22 bin Osmanlı kuruşuna (piastra) isveç elçiliğine tercümanlık yapan bir başka “drogoman” aracılığıyla satın aldığı ve “Büyük ve geniş bir arsa içinde bol odalı bir ev. Pera’nın en iyilerinden biri. ” diye tanımladığı ve İsveç devletinin tarihinde ilk kez satın aldığı mülk olan bu yeni mekanından çok memnun kalmıştı.

Avusturya’lı mimar D. Pulgher’e 1870 yılında yaptırılan geç rönesans tarzındaki seçkin ve güzel bir yapı olan ve bodrum katı dışında üç katlı şimdiki bina İsveç büyükelçiliği Ankara’ya taşındığı 1927 yılına kadar bu tarihi binada görev yapmıştı. İsveç sarayı 1950’ye kadar elçinin yazlık evi olmuştu. 1953 yılından beri de İsveç’in İstanbul Başkonsolosluğu olarak kullanılmaktadır.

Bakımlı bahçesinde ilk kez 1757 yılında yapılan ama daha sonra yandığı için 1858 de tekrar yapılan bir küçük bir Protestan Şapel bulunmaktadır.

İsveç’in ilk Türkiye Cumhuriyeti büyükelçisi kimdi ?

Türkiye Cumhuriyetinin ilk 10 yılında 1920 -1930 arasında İsveç elçisi olan Gustaf Oscar Wallenberg

İsveç’in ilk modern Türkiye büyükelçisi İsveç’in önde gelen önemli şahsiyetlerinden birisi politikacı, diplomat ve işadamı Gustaf Oscar Wallenberg idi.

İsveç’in en köklü ve halen de en zengin ailesindendi ve 2. Dünya savaşında binlerce Macar yahudisini soykırımdan kurtardıktan sonra 1945’de Ruslarca tutsak alınmasından itibaren bir daha kendidinden haber alınamayan kahraman diplomat Raoul Wallenberg’in dedesiydi.

İsveç’teki iki seçkin büyükelçilik villası da Türkiye’nin kendi mülkü !

Büyükelçilik, başkent Stokholm’de diplomatik temsilciliklere ev sahipliği yapan, hepsi birbirinden değerli olan ve İsveç milli romantizmi mimari stilini yansıtan toplam on iki tarihi villanın yer aldığı Diplomatstaden (Diplomat Şehir) adlı seçkin semtte yer alan ve ilki 1965 yılında (Villa Hjorth) diğeri 1993 yılında (Villa Bonde) satın alınan ve devlet malı olan iki ayrı müstakil villada hizmet vermekte.

Diplomatstaden’in doğu ucunda bulunan, güney cephesi denize sıfır olan ve 1930 yılında İsveçli sanayici “Berndt August Hjorth” için yaptırılmış olduğu için “Villa Hjorth” diye anılan bina büyükelçilik rezidansı olarak kullanılmaktadır.

İkemetgah’ın 50 metre berisinde olan ve “Kont Nils Gustaf Bonde” için 1925 yılında yaptırılmış olduğu için “Villa Bonde” diye anılan bina ise kançılarya olarak hizmet vermektedir.

Mehmet Said 28 Çelebi.

İşte Osmanlı’nın ‘kaftanlı ve sarıklı’, Türkiye Cumhuriyetinin de ‘kostümlü ve kravatlı’ tekmili elçileri ve görev yaptıkları yıllar:

Osmanlı İmparatorluğu dönemi:

1. Aslan Ağa (1637)

2. Közbekçi Mustafa Ağa (1727–1728)
3. Mehmet Sait 28 Çelebi (1733)
4. Murat Efendi (1877–1880)
5. Murat Efendi (1880–1881)
6. Prens Jan Karaca Paşa (1882–1891)
7. Stefan Karatodori (1891–1898)
8. Şerif Paşa (1898–1908)
9. Mustafa Asım Bey (1908–1909)
10. Mustafa Şekip Bey (1909–1915)
11. Hüseyin Cevat Bey (1915–1917)
12. İsmail Canbolat Bey (1917–1918)
13. Hüseyin Cevat Bey (1918-1919)
14. Nusret Sadullah Bey (1919–1921)
15. Ali Şevki (Berker)Bey (1921)

16. Galip Kemal Bey (1921–1923)

Türkiye Cumhuriyeti dönemi;

17. Layık Mukbil Bey (1923–1926)

18. Ali Haydar Aktay (1926–1928)
19. Ragıp Raif Kösearif (1929–1933)
20. Ragıp Raif Kösearif (1933–1938)
21. Agah Aksel (1939–1943)
22. Nizamettin Ayaşlı (1943–1946)
23. Bedii Arbel (1946–1949)
24. Emin Ali Sipahi (1950–1951)
25. Haluk Kocaman (1951–1952)
26. Cevdet Dülger (1952–1954)
27. Haluk Kocaman (1954–1957)
28. Orhan Eralp (1957–1959)
29. Şadi Kavur (1959–1961)
30. Veysel Versan (1961–1964)
31. Talat Benler (1964–1968)
32. Osman Dostel (1968–1969)
33. Necdet H. Kent (1969–1972)
34. Bedii Karaburçak (1972–1976)
35. Mehmet Baydur (1976–1979)
36. Şefik Fenmen (1980–1984)
37. Müfit Özdeş (1984–1985)
38. Haluk Özgül (1985–1986)

Büyükelçi Ömer Ersun
39. Ömer Ersun (1986–1989)
40. Erdil Akay (1989–1991)
41. Orhan Ertuğruloğlu (1991–1992)
42. Solmaz Ünaydın (1992–1996)
Büyükelçi Oktay Aksoy
43. Oktay Aksoy (1996–2000)
44. Selim Kuneralp (2000–2003)
45. Tomur Bayer (2003–2004)
46. Necip Egüz (2004–2009)
47. Zergün Korutürk (2009–2013)
48. Kaya Türkmen (2013-2017)

49. Hakkı Emre Yunt (2017- )

Ne diyelim ?

Gelen ağam giden paşam diyerek yeni büyükelçiye yaltaklık mı yapalım?

Hayır !

Hangi partiden, etnik kökenden ya da inançtan olursa olsun hiçbir kesimi dışlamayan, tüm yurttaşlarına eşit mesafede duran ve eşit davranan, hepsine de kapılarını açan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni İsveç’te layıkıyla temsil eden bir büyükelçi olmasını dileyelim.

Güzel işler yaptığında ve göğsümüzü kabarttığında hasetlik etmeyelim ve hiç üşenmeyip hep birlikte övelim !

Yurttaşları arasında ayrımcılık yaptığında, taraf tuttuğunda ya da yanlış şeylerle uğraştığında ise iyi niyetle ve medenice eleştirmekten hiç çekinmeyelim !

İsveç’teki zorlu görevine tertemiz ve bembeyaz bir sayfa açarak başlayan çiçeği burnunda büyükelçimiz Emre Yunt’a içtenlikle hoşgeldiniz diyelim…

İsveç Türk Toplumu’nun tümünü kapsayan ve ortak sorunlarına çözüm arayan değerli çalışmalarında kendilerine destek olacağımızı peşinen belirtelim.

1980’li yılların başından beri Stockholm’da görev yapmış olan 10 dan fazla büyükelçimizle tanışmak, el sıkışmak ve çoğuyla kimi etkinliklerde birlikte olmak fırsatım oldu.

Tabii ki bunların hepsi de liyakatli diplomatlar ve çok değerli kişilerdi.

Bana göre elçilerimizden Ömer Ersun ve Oktay Aksoy beyefendiler; devlet adamlığı kumaşını üzerinde çok iyi taşıyan, çevresinde saygınlık uyandıran, seviyeli bir ciddiyet içerisinde halkıyla kaynaşan, son derece nezaketli, bilgili ve kültürlü parlak diplomatlar olarak dikkatimi çekmiş olanlardı.

İsveç’te ilk kadın büyükelçimiz merhume Solmaz Ünaydın da renkli kişiliği, hareketliliği, girişimciliği, samimiyeti ve hanımefendiliğiyle göz doldurmuştu.

Yeni giden büyükelçimiz Kaya Türkmen de halkın her kesimiyle kolayca kurabildiği eşit mesafeli ilişkileriyle, temsil kabiliyetiyle ve ara sıra renklileşen beyefendiliğiyle dikkat çekmiş ve üstelik üst üste birkaç gün gece gündüz birlikte çalıştığımız ve çok yorulduğumuz, son üç yıl içinde üst üste yapılmış üç seçimde gösterdiği olağanüstü performansıyla ve dayanıklılığıyla hepimizi şaşırtmıştı.

TANER YILDIZ

Bir Cevap Yazın