PALME – sırtından vurulan ak güvercin !

* “- Önyargı her zaman günlük yaşamda kök salar. İşyerinde ve komşu semtte filizlenir. Bu, kendi kişisel başarısızlığının ve hayal kırıklığının bir çeşit dışarı boşaltımıdır. Bu her şeyden önce cahilliğin ve bir korkunun ifade edilişidir. Başka insanların özgünlüğü hakkında bilgisiz olma, sahip olduğu bir konumu, bir sosyal ayrıcalığını ve bir öncelikli olma hakkını kaybetme korkusudur.

Bir insanın ten renginin, ırkının, dilinin ve doğum yerinin insani nitelikleriyle hiçbir ilgisi yoktur. İnsanları böyle kıstaslara göre derecelendirmek, tüm insanların eşitliği ilkesine taban tabana zıtdır. Bu ancak işyerinde, sosyal yaşamda kız ya da erkek arkadaşı bulma rekabetinde kendini güçsüz hissedenlerin utanç verici bir kolaylıkla yapabileceği bir davranıştır.”

Olof Palme Türkiye’den İsveç’e kitlesel işgücü göçümüzün başladığı ve buna tepki olarak yabancı düşmanlığının filizlenmeye başladığı 1965 yılında yaptığı bir radyo konuşmasında göçmen işçileri sahiplenmiş ve aynen böyle demişti.

Tam adı Sven OLOF Joachim PALME idi.

Sven adını sağcı subay dedesinden, Olof ‘u şehit amcasından ve Joachim’i de savaşta hastalanarak ölen dayısından almış ve sırtından vurulduğunda 59. yaş gününü kutlamasının üzerinden henüz daha 1 ay geçmişti.

Soylu ve zengin bir aileden gelmişti ama o işçi sınıfının ve onun sosyal adaletçi ve eşitlikçi ideolojisi Sosyal Demokrasinin ünü dünyaya yayılan ateşli bir lideri olmayı seçmişti.

Mazlum ve ezilen halkların dostuydu, güçsüzlerin ve ezilenlerin koruyucusuydu, sömürülenlerin dertleriyle dertlenen yılmaz bir demokrat ve insan hakları savunucusuydu.

42 yaşında İsveç başbakanı olmuştu. 1969-1976 döneminde ve 1982 den öldürüldüğü gün 28 Şubat 1986 ya kadar toplam tam 10 yıl 137 gün başbakanlık yapmış ve aynı zamanda 1969 yılından beri de kesintisiz olarak 17 yıl Sosyal demokrat parti başkanlığı koltuğunda oturmuştu.

Ecevit, yakın dostu İsveç başbakanı Olof Palme’nin özel davetlisi olarak Başbakanlık yazlık konutu Harpsund’da 1982 yılı Nobel Edebiyat ödülünü alan “Gabo” takma adlı sömürgecilik karşıtı ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marqurez ile biraraya gelmişti.

Olof Palme, sömürgeci kapitalizme ve emperyalizme karşı kendine has dik duruşuyla, Amerika’nın kirli Vietnam savaşını ve insanlıkdışı ırkçı Apartheid rejimini hem söylemiyle hem de eylemiyle uluslararası her platformda protestosuyla, Filistin lideri Arafat ve Küba önderi Castro ile yakın dostluğu ve dayanışmasıyla her biri “hitabet” dersinde okutulacak kadar ateşli, derinlikli, sivri ve etkili konuşmalarıyla halkın bir kesimince “ölesiye” seviliyor, başta aşırı sağcılar olmak üzere kendini İsveç’in asıl sahibi sanan ve Palme’yi İsveç’in düşmanı sayan çevrelerce de “öldürülesiye” nefret ediliyordu.

Palme Vietnam’la dayanışma ve ABD’yi protesto yürüyüşünde.
Palme Vietnam’la dayanışma ve ABD’yi protesto yürüyüşünde.
Palme Afrika Ulusal Kongresi ANC lideri Oliver Tambo ile.
Olof Palme dostu Fidel Castro ile neşeli bir muhabbette.
Palme mazlum Filistin halkının ve önderleri Arafat’ın yakın bir dostuydu.

Tarih: 28 Şubat 1986

Soğuk bir Cuma günüydü.

Başbakan Palme Başbakanlık binası Rosenbad’daki makam odasında bir gazeteciye söyleşi vermiş ve ‘‘- 1986 imkanların yılıdır, ekonomimiz güçlendi.  Uluslararası plandaki güvensizlik durumu, bir bahar sabahının erken saatlerindeki sis gibi kaybolmaktadır’’ demişti. demişti.

Palme ailesiyle birlikte alçakgönüllü evinde.

Söyleşi bitiminde karısı Lisbet aramış ve kocasına ‘- Bu akşam birlikte sinemaya gitmeye ne dersin, çocuklarda gelecek ? ‘ diye sormuştu. Her zaman yapmadığı bir şeydi bu. ‘’-Hafta sonunda resmi bir programım da yok zaten, neden olmasın Lisbetciğim ’’ dedi telefonda ki hayat arkadaşına.

Palme 1956 yılında kendinden 4 yaş küçük olan 20 yaşındaki Lisbeth ile evlenmişti.

Saat altıyı geçmişti işten çıktığında. Dışarıda kuru bir ayaz vardı ve Palme yalnızdı. Hemen yakınlarda; Gamla Stan’daki evine tek başına yürüyerek gitmişti. Normal de her zaman ona iki yakın koruması eşlik ederdi ama Cuma olduğu için korumalarına öğleden sonra izin verip, evlerine göndermişti.

Palme hem iyi bir başbakan hem de iyi bir babaydı !

  Palme çifti evde akşam yemeğini küçük mutfaklarındaki yemek masasında birlikte yemişler ve normal bir vatandaş gibi metroya binip, şehir merkezinde bulunan Svea caddesinde ki Grand Sineması’na gitmişlerdi. Orada oğlu Mårten ve kız arkadaşıyla buluşmuşlardı. Memurlar Sendikası başkanı Björn Rosengren de oradaydı.

Hep birlikte ‘Mozart Kardeşler’ filmini izlemişlerdi.

Palme eşiyle birlikte Grand sinemasına gitmişti.

Rosengren, filmden sonra Palme çiftini arabasıyla evlerine bırakmayı önermişti ancak fazla samimiyetten pek hoşlanmayan karısı Lisbet bunu istememiş, “-Siz hiç zahmet etmeyin, metro istasyonu hemen şuracıkta !” diyerek, teklifi kibarca geri çevirmişti. Palme çifti sinema fuayesinde bir süre daha kalarak oğulları Mårten ve kız arkadaşıyla ayaküstü sohbet etmişti.

Gece saat onbiri çeyrek geçiyordu.

Palme ve eşi Lisbeth her zaman romantik aşıklar gibi kolkola yürürlerdi.

Cadde üstündeki Metro istasyonuna doğru kolkola ve tek başlarına ağır adımlarla yürümeye başladılar. Caddede sinemanın olduğu tarafta başka bir metro girişi olmasına rağmen cadde boyunca; öldürüldükten sonra bahçesine gömüleceği Adolf Fredrik Kilisesi’nin yanından birkaç yüz metre ilerledikten sonra, caddenin diğer tarafında bulunan metro girişinden trene binerek eve gitmek için yağa geçidinden caddenin karşı kaldırımına geçmişlerdi.

Palme bu mağazanın önünde sırtından vuruldu.
Karşı kaldırımda Metro istasyonu girişine sadece birkaç metre kala, resim malzemesi satan Dekoramina adlı mağazanın vitrini önüne geldiklerin de arkalarında aniden bir adam belirivermişti.

Adam tam saat 23.21 de soğukkanlılıkla Palme çiftine arkadan iki el ateş etmişti.

Palme’nin soğuk kaldırıma akan al kanı ve bir vatandaşın bıraktığı bir demet kırmızı gül.
Palme’nin kanının akıtıldığı yerde şimdi bir metal anı plakası duruyor.

Kurşunlardan biri Palme’nin sırtına saplanmış, yemek ve soluk borularıyla büyük atardamarını parçalayarak, göğüs kemiğini delip dışarı çıkmıştı.

Diğer kurşun ise ani refleksle dönen karısı Lisbet’in kalın mantosunu kılpayı sıyırıp sırtına bir çizik atmıştı.

Stockholm’lular birkaç gün içinde Palme’nin öldürüldüğü yeri çiçek dağına çevirmişti. Geceli gündüzlü ziyaret ederek mum yakılıp çiçek bırakmışlardı.

Lispet ağlayarak yerde yatan ve al kana bulanan eşinin üzerine kapanmıştı.
Yoldan o an tesadüfen geçen ve o an orada bulunan bir yaya tarafından durdurulan bir ambulansa “apar topar” konulan Palme, yakındaki Sabbatsberg hastanesine götürülmüş ve ancak hastaneye vardıktan 3 dakika sonra vurulan kişinin ülkenin başbakanı Palme olduğu anlaşılmıştı.

Aslında sırtından yediği kurşunla yere yığıldığı anda oracıkta son nefesini veren Palme’nin resmi ölüm açıklaması saat 00.06 da  Sabbatsberg hastanesince yapılmıştı.

İsveç haber ajansı TT Palme’nin ölümünü saat 00.20 de kısaca geçtiği telgrafla böyle duyurmuştuı “ Olof Palme öldü.”

Bir elit polis ya da asker kadar soğukkanlı ve antremanlı olan ‘tetikçi‘ hemen dükkanın yan bitişiğindeki Tünel sokağının uzun ve dik merdivenlerini hızla tırmanarak Malmskillnad sokağına çıkmış ve kesişen dar sokak aralarında birdenbire gözden kayboluvermişti.

Katilin kaçtığı dik merdivenli Tünel sokak.
Palme ve son nefesini yanında verdiği hayat arkadaşı Lisbet.

İsveç’in dünyaca tanınmış en ünlü politikacısı, İsveç’in görevi başındaki Başbakanı, hayatı boyunca yaşadığı şehrin kalbinde; çocukluğunun geçtiği evden üç-beş yüz metre ötede ve aynı caddede ki Sosyaldemokrat Parti genel merkezinin sadece birkaç yüz adım ilerisinde, 30 yıllık karısıyla kolkola korumasız halde yürürken ve henüz 59 yaşındayken kalleşce öldürülmüştü..

Palme’nin her halk parkı (folkpark) mitingi bir başka güzellikte ve sıcaklıkta olurdu.

Örnek İsveç Sosyal Demokrasisi‘nin ve refah devleti “İsveç modelinin” ete kemiğe bürünmüş simgesi, geliştiricisi ve en parlak temsilcisi, dünyanın tüm mazlum halklarının acısını ve sıkıntısını yüreğinde içtenlikle hissedebilen, entellektüel derinlikli düşüncelerini hiçbir süper güçten çekinmeden dile getirebilen, savaşa ve sömürüye karşı duran, barışa ve eşitliğe sahip çıkan, ezilenleri ve sömürülenleri en ateşli ve en korkusuzca savunan, hümanist, samimi enternasyonalist ve bir demokratik sosyalist olan barış elçisi ak güvercin Palme sırtından vurulmuştu.

Olof Palme her zaman ateşli ve içtenlikli olan bir konuşmasını yine her zamanki gibi kararlı duruşuyla yapardı.

Cinayette 25 yıl olan zaman aşımı kuralından etkilenmesini önlemek için 2011 de dolacak olan bu süreden 1 yıl önce 2010 yılında yapılan bir yasa değişikliğiyle Palme cinayeti zaman aşımı kuralından muaf tutuldu.

Aradan tam 34 yıl geçti ama hala Palme cinayeti aydınlatılamadı. Kimilerine göre de belki de bilerek ve isteyerek aydınlatılmadı !

İsveç Başbakanı’nı sırtından kim vurdu ?

Görevdeki İsveç Başbakanı’nı başkentin tam göbeğinde bir caddede kimin sırtından vurduğu, suikastın arkasında hangi gizli güçlerin olduğu, Palme’nin niçin ve hangi amaçla öldürüldüğü; aradan 33 yıl geçmesine ve sadece Palme cinayetiyle görevli tam mesaili özel bir savcı olmasına ve soruşturma 33 yıldır gece gündüz sürdürülmesine rağmen bir türlü açığa çıkarılmadı, çıkarılamadı ve bu kirli suikast karanlıkta bırakıldı.

Cinayetin üstündeki kara perde bunca yıldır kaldırılmadı, belki de bu süreçte cinayetin üstüne bir ya da birkaç kat daha örtüler serildi ! Belki de cinayetin aydınlatılması ‘İsveç derin devleti’ ile bağlantılı kimi dokunulmaz karanlık odaklarca bilinçli ve sistemli olarak engellendi ! Bilemiyoruz !

Halbuki sıcağı sıcağına soruşturulan cinayetin saklanamayan izleri ve ipuçları ile çeşit çeşit “şüphelileri” ilk zamanlar havada uçuşmuştu.

İsveç Başbakanı’nın o gün yakın korumasız olarak metroyla sinemaya gittiğini sadece birkaç gizli polis dışında hiç kimse bilmiyordu !

Örneğin Palme’yi öldüren kurşunu olay yeri incelemesi yapan polisler değil, birkaç gün sonra oradan geçen  ‘gariban ve sıradan bir vatandaş’ caddede bulup polise teslim etmişti !

İşte hakkında ciltlerce kitaplar yazılan Palme cinayetinin meşhur izleri :

1. “Kürt (PKK) izi (Kurdspår).

Palme’yi PKK’nın öldürdüğünden adı gibi emin olan Stockholm İl Emniyet Müdürü Hans Holmer, cinayette kullanılan ama hala bulunamayan Smith & Wesson 357 Magnum tabancasını gösteriyor.

Cinayetten sonra ilk aylarda ünlü polis şefi Hans Holmer, Palme’nin katili olarak kararlı bir biçimde Pkk lı “Kürtler“i işaret etmişti. Gazeteler “Kurdspår“u (Kürt izi) aylarca manşetlerine taşımıştı.

Cinayetten hemen sonra görgü tanıklarının ifadesi doğrultusunda esmer tenli ve siyah saçlı katilin bir Kürde benzetilen bir “hayalet resmî” çizilmişti.

Dünyada ilk kez Palme hükümeti PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmişti !

PKK’lılar 12 Eylül 1980 sonrası İsveç’e mülteci olarak yerleşmeye başladılar. Bunlardan biri örgütün Avrupa temsilcisi olan 3 kurucu üyesi İsveç’e sığındıktan sonra örgütten ayrılmıştı.

PKK, Palme cinayetinden önce İsveç’te iki yıl içinde ilki 1984’de Uppsala meydanında ve ikincisi de 1985’te Stockholm’da bir düğünde, örgütünden ayrılan ve bu nedenle davaya ihanetle suçlanan Türkiye Kürdü bu iki eski üyesini herkesin gözü önünde kurşuna dizmişti.

Halkın içinde işlenen bu iki ayrı soğukkanlı cinayet sonrasında İsveç polisi PKK’yı sıkı takibe almış, bazılarını sınırdaşı etmiş, sınırdışı edemediği 8 örgüt militandan oluşan bir “PKK hücresini” de uzun süreli ev hapsiyle cezalandırmıştı.

Bundan çok rahatsızlık duyan PKK, İsveç devletini birkaç kez tehdit etmişti. Örgüt lideri Abdullah Öcalan 1985 sonbaharında Almanya Köln de düzenlenen bir büyük mitingde yaptığı video konuşmasında “Kürdistan’ın Avrupa’daki en büyük düşmanı Olof Palme’dir” demiş ve Palme’yi hedef göstermişti.

Bu tehdite Başbakanı Palme olan İsveç hükümeti de Türkiye’den sonra dünyada ikinci ülke olarak ilk kez 1985 yılında PKK‘yı terör örgütü ilan ederek, cevap vermişti.

Polis şefi Hans Holmer, PKK’nın bundan dolayı Palme’yi cezalandırdırma gerekçesi olduğuna ve burada işlediği önceki cinayetlerinde kanıtlandığı gibi İsveç’teki örgütünün imkanıyla bunu yapma kapasitesine sahip bulunduğuna inanmakta belki haklıydı ama telefonu dinlenen PKK‘lıların konuşmasında geçen “düğün” sözünün cinayet şifresi olduğu iddiası dışında dosyadaki gizli bilgiler kamuoyuna açıklanmamıştı ve elinde cinayet silahı gibi somut bir delil yoktu.

Palme dosyasında yer alan ve ancak 2020 de dosya kapandıktan sonra “kamunun bilgisine açılan” ve içlerinde Palme’nin oğlunun da olduğu görgü tanıklarından alınan bilgilere göre çizilmiş ve şimdiye kadar kamuoyundan gizli kalmış ve “Kürt izini” güçlendiren bir başka hayalet resim

Dosya kapandıktan sonra kamuoyuna yeni açılan bilgilere göre; 1986 yılı sonbaharında elde edilen gizli telefon ve ortam dinlemeleri, birbiriyle uyuşan görgü tanıkları ifadeleri, olay yerinde ve yakın çevresinde pkklıların görülmesi, İsveç’te “Türk çetesi” (Turkliga) olarak tanıtılan ve hapis yatan PKK sempatizanı bir uyuşturucu çetesi lideri bir Kürdün suikasten önce eski bir suçludan bir “Smith’in wesson” silah satın alması, suikastın ertesi günü “ev hapsindeki” bir pkklının Expressen gazetesine telefon ederek cinayeti üstlenmesi, İsveç ile Almanya ve Hollanda da izlenen PKK militanlarının hareketlerini haklı bir gerekçe olarak değerlendiren Holmer İsveç’te bir PKK militanı avı başlatmıştı.

ilk elde tespit ettiği 58 PKK’lı Kürdü sorgulamak için gözaltına almayı planlamış ancak savcı bunun hepsine izin vermemiş, 20 Ocak 1987 de “Operasyon Alfa” adıyla yaptığı baskınlarda 58 yerine sadece 22 PKK’lıyı gözaltına alıp sorgulamış ama savcı ertesi gün bunların 19’u delil yetersizliğinden serbest bırakmıştı ! 3’ü de bir hafta tutuklu kaldıktan sonra serbest kalmıştı.

Hans Holmer bu PKK izi fiyaskosundan sonra önce “soruşturma liderliğinden” kendi isteğiyle ayrılmaya zorlanmış ve birkaç hafta sonra da Stockholm İl Emniyet Müdürlüğü görevinden istifa ettirilmişti. Bu Kürt izi buna inanan adalet bakanı Anna Grenada Lejon’un da başını yemişti.

2. Ayyaş Christer Pettersson izi. (Petterson spår)

Sollentunalı ayyaş Christer Pettersson ortada 3 numaralı şüpheli.

Sokak serserisi, bir uyuşturucu bağımlısı ayyaş ve eski bir katil olan, olay günü sinema önünde görülen ve Palme’nin vurulduğu yer yakınındaki kumarhaneye sık sık giden Sollentunalı Christer Pettersson cinayetten 3 ay sonra sorgulanmış ama serbest bırakılmıştı.

1988 Aralık ayında gözaltına alınıp tutuklanmıştı. 29 Mayıs 1989 da Lispet Palme‘nin tartışmalı görgü tanıklığıyla ilk mahkemede suçlu bulunarak “ömürboyu hapse” mahkum edilmişti. Ancak Petterson üç ay sonra üst mahkemece bir tek Lisoet Palme’nin tanıklığının hüküm kurulmasına yetmeyeceği gerekçesiyle salıverilmişti.

Pettersson hapisten çıkarıldıktan sonra haksız yere hapis yattığı gerekçesiyle devletten 300 bin kron tazminat almıştı !

Lispet Palme eşinin katili olarak sabıkalı ayyaş Crister Pettersson’u işaret etmişti.

Lispet Palme, eşinin katili olarak işaret ettiği Crister Petterson’un suçluluğunda ısrar etmiş ve “- Ben adli bir süreç başlatamam. Tanıklığımı yaptım ama yargıçlar bunu inandırıcı bulmadılar. Ben kendi sorumluluğumu aldım, başkaları da sorumluluklarını alıp almadıklarını düşünsünler.” demişti.

Öldüğü güne kadar Palme cinayetinin “baş zanlısı” olan C. Petterson çoğu yerde Palme’yi öldürdüğünü üstü kapalı İnan’ etmişti. Geçirdiği bir sara nöbetinde yere düşüp yaralanmış ve iyileşemeyerek39 Eylül 2004 tarihinde 57 yaşında ölmüştü. Birkaç ay kaldırılmayı bekleyen cenazesine sahip çıkan olmayınca, masrafı belediye tarafından karşılanarak, kaldırılmıştı.

3. Skandialı adam – Skandiamannen –

Palme’nin vurulduğu Svea caddesindeki Skandia şirketi binasında grafiker olarak çalışan ve o zaman 52 yaşında olan Stig Engström “Skandiamannen” lakaplı şüpheli olarak anılıyor.

Olay yerinde olduğu hem kendi hem de tanık ifadeleriyle kesin olarak bilinen tek şüpheliydi.

Palme’den nefret eden sağcı çevrelerle içli dışlı bir Mıderat partili olan ve eski bir asker silah koleksiyoneriyle çok yakın ilişkisi bulunan “Skandialı adam” Palme vurulduktan hemen sonra olay yerine gelmiş, yerde yatan Palme’ye müdahale etmeye yeltenmiş ve bir görgü tanığı tarafından da Palme’nin katil olarak gösterilmişti.

Skandia mannen Stig Engström.

Polise çelişkili ifadeler vermesi ve Palme vurulmadan tam 3 dakika önce Palma’nin önünde vurulduğu Skandia binasından çıkış yapması ve tekrar giriş yapmasına kadar geçen bu 3 dakikalık sürede ne yaptığını açıklayamamıştı. Skandialı adam cinayetten 14 yıl sonra 2000 yılında intihar ederek yaşamına son vermişti.

4. “Polis izi (polisspåret)

Polis izinde adları geçen sivil polisler maske takıp nazi selamı veriyor.

Palme cinayetinin arkasında gizli polis teşkilatı ve askeriye içindeki aşırı sağcı polis ve subayların eli olduğu iddia edilmişti.

O gün o bölgede yüzlerce polisin görevde olmasına rağmen katilin kolayca izini kaybettirmesiyle güçlenen ve ‘ İsveç derin devleti’ ile ilişkili bir grup aşırı sağcı seçkin polisi işaret eden “Polisspår” (Polis izi) belki de içlerinde en inandırıcı ve en önemli olanıydı.

Buna ilişkin çok sayıda ipuçu vardı ama nedense çok konuşulmasına karşın bu ‘iz‘ en az araştırılanı oldu.

Cinayet öncesi ve sonrasında olay yeri incelemesinde, şehir merkezinde polisin gözü önünde kaçan katilin takibinde İsveç polisin ağır ve muhtemelen kasıtlı ihmaller yapması ve birçok görgü tanığının o gün orada ellerinde telsizle dolaşan polisleri görmesi, hatta bunlardan 2 Finli kadın tanığın; – cinayetin hemen öncesinde Dekorima mağazası önünde bekleyen ve telsizle konuşan; ırkçılıklarını, Naziliklerini ve Palme nefretlerini hiç saklamayan, silah ticareti yapan, özellikle yabancı kökenli şüphelileri, düşkünleri ve evsizleri acımasızca beyzbol sopasıyla öldüresiye dövmeleriyle nam salan, korunup kollanarak cezalandırılmaya ve polis şefi Holmer tarafından özel olarak sivil polislerden kurulan meşhur “beyzbol sopalı çete”nin üyesi olan bir polisi orada götür görmez tanıdıklarını – söylemesi de bu iddiayı güçlendirmişti.

İlginç olan ise 2 Finli kadın görgü tanığınca tanınan ve ismi belli olan, Fince bilen ama kökleri Estonya’ya dayanan, kaçan katilin birdenbire gözden kaybolduğu o sokakta o sırada bir kiralık evi olan, silah ticaretinden kazandığı parayla sonradan hukuk okuyan, daha sonra yargıç yapılan bu aşırı sağcı ve beyzbol sopalı şüpheli polis; 2006 yılında da Palme düşmanı sağcı Moderat partisinden Stockholm milletvekili yapılarak Meclis’e sokulup, ödüllendirilmeseydi.

Şimdiye kadar da hiçbir savcı ne bu polisi ne de arkadaşlarını gözaltına alarak, sorguya çekmedi !

5. “Yalnız bir Çılgın adam” izi (ensam galning).

33 yaşındaki yeminli Palme nefretçisi Viktor Gunnarsson.

İlk önce genellikle “derin devlet” yönlendirmeli siyasi amaçlı suikastlarda halka ilk servis edilen; “Başına buyruk bir çılgın adam” uydurmasıyla 33 yaşındaki Viktor Gunnarson adlı yeminli bir Palme nefretçisi gözaltına alınıp sorgulandı ama bir şey çıkartılamayınca serbest bırakıldı.

6. Güney Afrikalı ajan izi. (Syd Afrika spår)

1996 yılında Güney Afrikalı emniyet amiri Eugene de Kock yüksek mahkemede verdiği ifadesinde; Palme’nin apartheid karşıtı kararlı mücadelesinden dolayı “Güney Afrika gizli servisi” tarafından öldürüldüğünü ve bu işi başında eski ajan Craig Williamsaon olduğu bir time yaptırıldığını iddia etmişti. Bu iddia da araştırılmış ama herhangi bir sonuç çıkmamıştı.

Ne diyelim ? 

Olof Palme sadece İsveç halkının vicdanı ve başbakanı değildi.

O beyaz kanatlarını dünyanın tüm toprakları ve tüm halkları üstünde coşkuyla çırpan bir barış güverciniydi.

O tüm ezilen ve sömürülenlerin ve İsveç’te yaşayan göçmenlerin, bizlerin de sağlam bir güvencesiydi.

O günü hiç unutmadım !

Federasyon yönetim kuruluna en genç üye olarak 5 gün önce yeni seçilmiş ve daha ilk toplantımızı bile yapmamıştık. O gece duymuş ve şoke olmuştum.

Böyle bir şeyin halkını refah ve barış içinde yaşatan ve dünyanın insan haklarına saygılı en demokratik ülkesinde olmasına çok şaşırmış ve sarsılmıştım.

Ertesi sabah olağanüstü toplanmıştık Stockholm Södra’da ki küçük lokalimizde. Cinayeti kısa bir basın açıklamasıyla kınamış sonra da vurulduğu yerde kendiliğinden oluşan “çiçek dağına” biz de çiçek bırakmış ve Başbakanlık binası önünde tutulan saygı nöbetine katılmıştık.

Palme nin sade mezarı başında saygı duruşundayım.

35 yıldır da her fırsatta ve çoğu zamanda Türkiye’den gelen konuklarla Olof PALME’nin vurulduğu yerin biraz ötesinde aynı caddedeki kilisenin hazinesindeki “Bir Dikili Karataş”tan ibaret olan alçakgönüllü ve sade kabrini ziyaret ediyorum.

Palme ile özdeşleşen, her fırsatta elinde ya da göğsünde çok güzel taşıdığı ve ara sıra da kokladığı sosyaldemokrat partisinin sembolü olan “Bir Kırmızı Gonca Gül” bırakıyorum.

Defnedildikten sonra da mezarı başında topluca saygı duruşunda bulunup, İsveç’teki Türk Toplumu adına kırmızı ve beyaz güllerden oluşan bir çelenk bırakmıştık.

Palme cinayeti İsveç toplumunun vicdanında 35 yıldır kanayan ve bir türlü iyileşmeyen bir yara olmuştur.

Büyük bir ihtimalle Palme’yi İsveç derin devleti emrindeki aşırı sağcı bir gizli polis ya da asker öldürdü.  Bu nedenle katili hiçbir zaman bulunamayacak.  

İsveç halkı gibi ben de Palme’nin ‘tetikçisinin’ kim olduğunu değil, Palme’nin niçin ve hangi siyasi motifle öldürüldüğünü bilmek istiyorum !

Cinayeti aydınlatmak için kurulan ve halen görevde tutulan ‘Palme grubu‘ ve 22 yıldır cinayeti soruşturan aynı savcının bu zamana kadar ortaya birşey çıkaramaması, çoğu kişide sanki tam tersinin yapıldığı ve böylelikle cinayetin karanlıkta kalmasının sağlandığı hissi uyandırmaktadır.

25 yıllık zamanaşımının dolmasına sadece 1 yıl kala özel bir yasayla Palme cinayeti zamanaşımından muaf tutulmuş ve böylece binlerce sayfadan oluşan soruşturma dosyası gazetecilerin ve bilimadamlarının incelemesine ilelebet kapatılmıştır. 

Zamanın polis şefi Hans Holmer DN gazetesine verdiği demeçte : “Palme cinayeti aydınlatılırsa İsveç toplumunun dayandığı temel taşlar yerinden oynar.” ! demişti.

Yine Palme’nin en yakın arkadaşlarından Anders Ferm’de “Palme’yi kimin öldürdüğünü biz biliyoruz ama İsveç toplumu henüz bunu öğrenmeye hazır olgunlukta değil” ! diyebilmişti.

Evet bana göre de İsveç derin devletinin gladyo’su, Palme’yi küçük bir grup seçkin polisine ya da askerine sırtından vurdurtmuştur !

Derin devletin ‘gizli servis’ suikastları her zaman ‘faali meçhul’ kalmıştır ya da  kalmaya mahkumdur.

Bugüne kadar 132 kişi,  katili bulana verileceği ilan edilen 50 milyon kronluk ödülü alabilmek için “cinayeti ben işledim” diyerek polise kendini ihbar etmiş ama ciddiye alınmamışlardı.

Bana göre İsveç devleti katilin kim olduğunu biliyor ama halkına açıklamıyor !

Biliyor musunuz ?

Dünyada bugüne kadar aydınlatılamamış tek Başbakan cinayeti İsveç Başbakan’ı Olof Palme cinayetidir.

‘’Bizim en önde gelen umudumuz; insanların barışa olan özlemleri, savaşa karşı nefretleri ve sağduyularından ibarettir ‘’

diyen Palme ışıklar içinde uyusun !

Toprağı bol olsun !

Saygıyla anıyorum…

TANER YILDIZ

* “- Fördomen har alltid sin rot i vardagslivet. Den gror på arbetsplatsen och i grannkvarteret. Den är ett utlopp för egna misslyckanden och besvikelser. Den är framför allt ett uttryck för okunnighet och rädsla. Okunnighet om andra människors särart, rädsla för att förlora en position, ett socialt privilegium, en förhandsrätt.

En människas hudfärg, ras, språk och födelseort har ju ingenting med mänskliga kvaliteter att göra. Att gradera människor med sådan måttstock står i bjärt kontrast till principen om människors lika värde. Men den är skamligt enkel att ta till för den som känner sig underlägsen – på arbetsplatsen, i sällskapslivet, i konkurrensen om flickan eller pojken.”

Olof Palme 1965 Radiotal

* Türkçesi : Taner Yıldız

PALME – sırtından vurulan ak güvercin !” üzerine 2 yorum

  1. Sahverdi Polat

    Olof Palme, dünya siyasetinde, silahlanmaya ve emperyalist sömürgeciliğe karşı dik duruşu, İsveç silah sanayisinin silah satışlarının denetim altına alması, elbette hedef gösterilen bir kişi olmuştur. Silahlanmakta karşıtı ülkelerle olan bağı, ulusal kurtuluş mücadelesi veren ülkelere olan bağımlığı ve destek vermesi, üçüncü dünya ülkeleri politikasının giderek birleşmiş milletlerde büyük yankı bulması, elbette ki, kapitalizmin vurucu gücünün hesaplarını alt üst etmiştir. Başta ABD emperyalizmi olmak üzere, Hindistan ve Sovyetler birliği ile silahlanmaya ve nükleer silahlara karşı büyük bir kazanım elde etmeleri, bir yandan İndra Gandi, bir yandan Sovyet lidetri Gorbaçov’un darbeyle safdışı bırakılması ve Olof Palme’yi de kalleşçe, emperyalizme bağlı, derin devletin en büyük ortağı, silah sanayisi ne yazık ki katletmiştir, diye düşünüyorum..

  2. Haşmet ÖZAVCI

    Biz Türklerinde çok sevdiği ve üzüldüğü liderlerden birisidir ışıklar içinde uyusun.Katil bulunmadığına göre derin devlet işi olduğunu düşündürmektedir tıpkı bizim Uğur Mumcu olayını çağrıştırmaktadır.
    Biribirlerini çok seven iki dost Palme ve Bülent Ecevit umarım oradada buluşup insan olmanın huzurunu yaşamaktadırlar.Selam ve Sevgilerle kalın.

Bir Cevap Yazın