İstanbul’da alışamadığım bir şey yok !

“Kalabalığa rağmen her şeyin tıkır tıkır işlemesi takdire şayan !”

2016’dan beri Türkiye’de görev yapan ve bu kısacık süre içerisinde bir “Istanbul aşığı” olan İsveç’in İstanbul Başkonsolosu Therese Hyden diyor bunu.

Şehrin kalabalığı ve dağ gibi sorunları İstanbul’da yaşayan Türkleri hayattan bezdirebiliyor. İstanbul’a gelen yabancılar ise sorunlarından yakınmak yerine güzelliklerine odaklanmayı başarabiliyor.

Bunu başaranlardan biri olan İsveç İstanbul Başkonsolosu Therese Hydén; kendi ülkesinin neredeyse iki katı nüfusu barındıran İstanbul’u her şeyiyle çok sevdiğini ve Boğaz’ı seyretmeye doyamadığını söylüyor.

Hydén, İstsnbul’da sadece hayran hayran Boğaz’ı seyretmiyor, farklı işlere de imza atarak, üretiyor ve ülkesi sarışın İsveç’i, Türkiye’ye tanıtıyor.

Bunlardan birisi de daha önceleri de birçok kez düzenledikleri ‘İsveçli Babalar’ sergisi.

‘İsveçli Babalar’ sergisi, İsveç Enstitüsü’nün geliştirip tasarladığı ve İsveçli fotoğraf sanatçısı Johan Bavman’ın dünya çapında beğeni toplayan, babaların çocukların bakımı ve eğitiminde üstlendikleri role ilişkin farkındalık yaratmayı amaçlayan bir proje.

Sergi bu yıl Türkiye’de Göztepe Spor Kulübü işbirliğiyle düzenlendi. Farklı kültürlerden babaları çocuklarıyla görüntüleyen ve Göztepe Spor Kulübü futbolcularından Yasin Öztekin, Andre Castro ve Kadu ile Göztepe Spor Kulübü Başkanı Mehmet Sepil’in çocuklarıyla çektirdikleri fotoğraflarla renklenen sergi, ‘Baba, Çocukluğumu Benimle Paylaş’ sloganıyla yapılmış ve büyük ilgi toplamış.

İsveç İstanbul başkonsolosu T. Hyden ile yapılan ve Şamdan dergisinde yayınlanan işte o güzel söyleşi :

– Kendinizden biraz bahsedebilir misiniz, daha önce nerelerde görev yaptınız? 

20 yıldan uzun bir süredir, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde ülkeme hizmet ediyorum. Kariyerim boyunca birçok ülkede çeşitli görevlerde bulundum. Strasburg’da Avrupa Konseyi İsveç Delegasyonu’nda, New York’ta Uluslararası Göç Örgütü’nde (IOM), Brüksel’de muhtelif misyonlarda ve şimdi de İstanbul’da Başkonsolos olarak… Ne mutlu ki uluslararası tüm bu görevlerim sırasında eşim ve çocuklarım bana hep eşlik ettiler. 

– Kaç yıldır İstanbul’dasınız? Daha önce İstanbul’a gelmiş miydiniz? 

İstanbul’daki Başkonsolosluk görevime 1 Eylül 2016 tarihi itibariyle atandım. İstanbul’da uzun süredir bulunmasam da, zaman zaman hareketli günlere tanıklık ettim. Burada çalışmaya başlamadan önce, pek çok İsveçli gibi ben de İstanbul’u ve Türkiye’nin Akdeniz kıyılarını turist olarak ziyaret etmiştim.

– İstanbul’da yaşamanın en güzel yanları ve sizi en çok zorlayan yanları neler? 

Yaşadığım yerden Boğaz’ın manzarasını seyretmeye asla doyamıyorum. Bence deniz, şehri canlandırıyor. Ben 10 milyon nüfuslu bir ülkeden geldiğim için, neredeyse bu rakamın iki katı nüfusa sahip bir şehirde yaşamak zorlu olabiliyor. Yine de bu kalabalığa rağmen İstanbul’da her şeyin tıkır tıkır işlemesi takdire şayan.

– İstanbul’da boş zamanlarınızda neler yaparsınız? En sevdiğiniz semt neresi? 

Semtim Beyoğlu’nda yürümeyi, İstanbul’da yeni yerler ya da yeni mekanlar keşfetmeyi çok seviyorum. Ayrıca müzeleri ve sanat galerilerini ziyaret etmekten de bolca keyif alıyorum.

– İstanbul’da alışamadığınız şeyler var mı? 

Hayır, İstanbul’da alışamadığım hiçbir şey yok. Sadece Türkçeyi biraz daha iyi konuşabilmeyi isterdim.

– Türkçeniz nasıl bu arada? Konuşabiliyor musunuz? 
Deniyorum!

Türkçe dersleri alıyorum ve harika bir Türkçe öğretmenim var. Ancak Türkçe konuşmakta halen zorlanıyorum.

Therese Hyden Türkiye – Ermenistan sınırı sıfır noktasında ve Türkiye tarafında.

– Ülkeyi dolaşma şansınız oldu mu? 

– Türkiye öylesine büyük ki henüz ülkenin tamamını görecek kadar vaktim olmadı.

Gerek iş gerekse tatil maksadıyla Karadeniz kıyıları, Doğu Anadolu bölgesi, Akdeniz kıyıları, Assos ve Çanakkale gibi Türkiye’nin pek çok yerinde bulundum. Ayrıca Truva ve Efes gibi Türkiye’de bulunan birçok tarihi kenti ziyaret etme fırsatı buldum.

Türkiye’nin farklı iklimlere sahip bir ülke olması harika. Bir yanda yüksek, karlı dağları, öte yanda güzel plajları, tarihi şehirleri, Kapadokya gibi doğal harikaları var. Bana göre Kapadokya, dünya üzerindeki en eşsiz yerlerden biri…

Türkiye’de çaydan muza, hatta kiviye kadar her şeyi yetiştirebilirsiniz!

– Türk insanlarıyla ilişkileriniz nasıl, Türk dostlar edindiniz mi? 

İsveç Başkonsolosu olarak görevim, İsveç ve Türkiye arasındaki ilişkileri sürdürmek ve geliştirmek. Bu nedenle, Türkiye’de tanıştığım kişilerle iyi ilişkiler geliştirmiş olduğumu ümit ediyorum.

Gördüğüm kadarıyla pek çok Türk, İsveç’i merak ediyor ve hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyor. Burada pek çok Türk arkadaşım var ve ülkeye geldiğimden bu yana bana karşı gösterilen misafirperverliğe minnettarım. 

– Yemeklerimizi seviyor musunuz? 

Türk yemeklerini çok beğeniyorum, zira her zaman taze ve lezzetliler. Türkiye’deki tüm taze meyvelere bayılıyorum. Ahtapottan baklavaya kadar her yemekten keyif alıyorum.

– Eşiniz ve çocuklarınız da İstanbul’da olmaktan mutlular mı? 

Evet, ailem İstanbul’da olmaktan mutlu. İstanbul’da hafta sonları daima keşfedilecek bir şeyler var.

– İsveçli Babalar’ fotoğraf sergisini Türkiye’de yapıyorsunuz… İlgiyi nasıl buldunuz? Bundan sonra bu sergiyi kimlerle yapmayı planlıyorsunuz? 

‘- İsveçli Babalar’ sergisini, Türkiye’de birkaç kez düzenleyebildiğimiz için çok mutluyum.

Göztepe Spor Kulübü ile birlikte organize ettiğimiz sergiye Göztepeli futbolcuların çocuklarıyla çektirdikleri fotoğrafları da dahil oldu. Sergi, gerek İsveçli gerekse Türk babaların, çocuklarının yaşamlarında son derece önemli yerleri olduğunu göstermiş oldu.

Ne yazık ki şu an sergimiz sona erdi. Ama başka ilginç sergilerimiz devam ediyor. Engelliliğe vurgu yapan ‘AccessAbility’ sergimiz gibi… 

– İstanbul’da çalışan pek çok konsolos burayı çok sevdi, bazıları emekli olduktan sonra İstanbul’a yerleşti. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz, ayrılınca İstanbul’la bağınızı koparacak mısınız? 

Ben bir noktada İstanbul’dan ayrılmak durumunda kalacağım, ancak İstanbul beni hiç terk etmeyecek. Şimdiden İstanbul’da hayatım boyunca asla unutmayacağım çok güzel dostluklarım, anılarım ve deneyimlerim oldu.

Ne diyelim ?

Tack ska du ha snälla Therese !

İsveç devletinin 1757 yılında yurtdışında satın aldığı ilk mülkü olan ve ilk açtığı elçilik olan İstanbul’da İstiklal caddesindeki tarihi İsveç başkonsolosluğu, tam 250 yıldan beri her seferinde ilgi çeken, çok nitelikli ve değerli etkinlikler düzenlemiştir.

Bir sarışın Stockholm aşığı kumral Türk olarak bir kumral İstanbul aşığı sarışın İsveçli başkonsolosumuzu bu anlamlı farkındalık çalışması için tebrik edelim.

Türkiye ile İsveç halkları arasındaki ilişkileri güçlendiren ve yeni yeni dostluk köprüleri inşa eden bu çabaları ve çalışmaları için teşekkür edelim.

Paha biçilmez bir tarih ve kültür cenneti olan Türkiye’yi, Stockholm’da temsil eden bizim konsoloslarımız ve elçilerimizin de aynı İsveçli meslekdaşlarının yaptığı gibi İsveç halkına yönelik bu türden anlamlı ve nitelikli etkinlikler başlatmalarını diliyorum.

İsveçli konsolosun İstanbul’da yaptığını Türk konsolosu Stockholm’da niçin yapamasın ki ?

Bunun için gereken şey öncelikle üstünde oturduğun hazinenin değerini bilmek ve bunu değerlendirmeyi istemek !

Birazcık medeni cesaret ve birazcık samimi gayret ile emin olun arkası kendiliğinden gelecektir !

TANER YILDIZ

Kaynak: Şamdan dergisi. 10 Mart 2019

Röportaj: Nazan Ortaç,

Fotoğraflar: Şeref Yılmaz

http://www.samdan.com.tr/roportajlar/2019/03/10/therese-hydn-istanbulda-alisamadigim-hicbir-sey-yok?paging=1

Bir Cevap Yazın