İzlanda’da Türk öldürmek niçin serbestti ?

İzlanda’nın her İzlandalının topraklarına ayak basan her Türkü öldürmesini 1627 yılında özel yasa güvencesiyle serbest bıraktığını ve çok değil daha 50 yıl öncesine kadar yani 1970 yılına kadar bu yasanın yürürlükte kaldığını biliyor muydunuz ?

İzlanda’nın Türk futbolculara kötü davranmasının altında yatan asıl neden önyargılı tarihsel hafızası mı ?

İzlandalılar Türklerle ilk kez nasıl ve nerede tanıştılar ?

Türkler İzlanda’ya ne zaman ve niçin ayak bastılar ?

Türkler İzlandalılara ne yapmıştılar da İzlandalılar özel bir yasa çıkartarak hem İzlanda’ya ayak basan her Türk’ün görüldüğü yerde öldürülmesini serbest bırakmışlar hem de her İzlandalıyı bunu yapmakla yükümlü kılmışlardı ?

Bu soruların tek bir cevabı var o da; aslen Hollandalı olan devşirme Osmanlı korsanı Küçük Murat Reis !

Osmanlı korsanı ve amirali Küçük Murat Reis

Türkiye’de çok az kişi belki de İzlanda diye bir ülkenin varlığından haberdardır. Ama İzlanda da Türk’ün ve Türklerin adını duymamış İzlandalı bulamazsınız. Türklerle ilgili özel kavram ve deyimleri bile vardır !

İzlanda dünyanın tepesinde, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde ta kuzey kutbunda bulunan, halkı ve dili İsveç’e çok yakın akraba olan ve ekonomisi balıkçılığa dayanan ve arada sırada bir volkan patlayan, 300 bin küsur nüfuslu bir eski Viking ülkesi.

Adaya ilk yerleşenler 870’de Norveç ve İngiltere’nin kuzey adalarından yanlarında Kelt köleleriyle gelen barbar Vikingler. Gerçi adada o zamanlar İrlandalı keşişler yaşıyormuş ama Vikingler gelir gelmez kovmuşlar. 1380 da yönetimi Norveçle birlikte Danimarka’ya geçmiş. İsmiyle müsemma soğuk bir “buz ada” ama buzlar içinde kaynayan kaplıcaları var ! Çünkü volkanik bir ada. En son volkan patlaması 2010 da oldu.

Yani Türkiye nire İzlanda nire denilebilir ama tarihe adı Türk korsanı olarak yazılan Murat Reis‘ten dolayı hiç te öyle değil !

1600’lerin başında seksen yıl birbirleriyle savaştıktan sonra İspanya’nın İngiltere ve Hollanda ile barış anlaşması yapması ve Danimarka’yı tanımasıyla bu devletlerin himayelerine alarak hatta İngiltere’nin kimilerine “sir” ünvanı bile vererek yıllarca birbirlerine karşı kullandığı Avrupalı korsanlara artık ihtiyaçları kalmamıştı.

Barış sonrası ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması önem kazanmıştı. Bu nedenle içlerinde Jan Janzsson gibi Hollandalı korsanlar Avrupa’da iş yapamaz duruma düşmüş ve rotalarını “berberi korsan merkezi” kuzey Afrika’ya çevirmişlerdi.

Peki Küçük Murat Reis İzlandalılara ne yapmıştı da akıllarını başlarından bu kadar almıştı ?

Küçük Murat Reis (Jan Janszoon)

Asıl adı Jan Janszoon van Haarlem olan Küçük Murat Reis (1575-1641) süzme bir Hollandalıydı. Türklerle uzaktan bile olsa bir akrabalığı yoktu. Hollanda’da doğup büyümüş ve yaman bir korsan olmuştu ! İngiliz devleti himayesinde sık sık İspanya’ya saldırtılan bir korsandı.

Jan Janszoon 1618 de Kanarya adalarından Lanzarotte’ye saldırmış ama bölgeye hakim olan Osmanlı himayesindeki Cezayirli berberi korsanlara esir düşünce o zamanlar Osmanlı toprağı sayılan Cezayir’e götürülmüştü.

Jan Janzsson esirlikten kurtulmak ve korsanlığını bundan sonra Akdenizde gücünün zirvesinde olan Osmanlı himayesinde sürdürebilme hakkı kazanmak için din değiştirip müslüman olarak, Küçük Murat Reis adını almış ve böylece serbest kalmıştı. Bazı tarihçilere göre zorla müslüman yapılmıştı ama devşirme Murat Reis daha sonraları hristiyanları müslümanlaştırmak için çok samimice uğraşmıştı.

Murat Reis, o devirde Osmanlı amirali payeli ve Sultandan özel izinli “Türk Korsanı” olarak Akdenizde ve Atlas okyanusunda nam salan ve pek çok dili birden konuşan bir korsanmış. Hatta bir ara valilik ve elçilik te yapmıştı.

Fransa, İtalya, Sicilya, İspanya, ve Portekiz kıyılarına defalarca saldırıp, yağmalamıştı. Zamanın tüm korsanları gibi o da soygun yapmış, savaşarak ganimet toplamış, adam kaçırmış. Esirlerini kuzey Afrika’da köle pazarında satmış. Büyük paralar kazanmıştı.

Murad Reis’in Atlas okyanusunda ki korsanlık güzergahları

Küçük Murat Reis İngiltere’nin Bristol, Playmouth, Sussex, Southampton, Cornwall, Hartland Point, Devon, İrlanda’nın Cork ve Baltimore limanlarına saldırmış, Bristol kanalındaki Lundy adasını almış ve İngiliz limanlarını yıllık haraça bağlamıştı.

Beş yıl elinde tuttuğu Lundby adasını üs olarak kullanarak kuzey Atlantik’te seferlere çıkmış; Shetland ve Faroe adalarına, İsveç, Norveç ve Danimarka kıyılarıma baskınlar yapmışYI.

Murat Reis 1635’te Tunus kıyısında Malta şövalyelerinin ani bir saldırına uğramış ve esir düşmüştü. Malta’ya götürülerek meşhur karanlık zindanlarına atılmış, ağır işkencelere maruz kalmış. sağlığı bozulmuştu. 5 yıl kaldığı zindandan Tunus Dayısı’nın (bey) onu kurtarmak için yaptığı başarılı bir baskında 1640 da zindandan zar zor kaçmış ve Fas’ta coşkuyla karşılanmıştı. Daha sonra da korsanlığı bırakmış, övülüp onore edilerek Maladiya kalesine vali atanmıştı. 1641 de ölmüştü.

Küçük Murat Reis; Jan Jansen, Jan Jansz, Morat Rais, Morat; Little John Ward, John Barber, Captain John, Caid Moratowere korsan adlarıyla da tanınmıştı. LakabıBerber” miş !

1627 İzlanda seferi ya da “Türk kaçırması ” !

Murat reis 1627 yılında 12’si Kadırga 15 gemiden oluşan ve içindekilerin neredeyse hepsi de Cezayirli berberiler ile kimisi devşirilmiş, kimisi devşirilmemiş her milletten Avrupalılar olan bir filoyla Cezayir limanından ayrılıp, Cebelitarık boğazından Atlas okyanusuna açılmıştı. (İzlanda seferine çıkmıştı)

Manş denizini geçmiş, Danimarka ve Norveç kıyılarını topa tutarak ilerlemişti.

Bir rivayete göre Murat Reis’e İzlanda baskını fikrini; daha önce bir Danimarka gemisinden esir aldığı bir Danimarkalı mürettebat ya da asker canını bağışlayıp serbest bırakması karşılığında vermiş ve Murat Reis’e şöyle demişti :

” – Oraya vardığımızda beni serbest bırakırsanız sizi muhteşem ganimetler elde edebileceğiniz bir yere götüreceğim !”

Murat Reis de bunu kabul edince Danimarkalı denizci de İzlanda’nın yolunu bir güzelce göstermişti. İzlanda’ya varılıp yağma tamamlanınca esir Danimarkalı serbest bırakılmış ancak; kendisi “Türkleri buraya benim getirdiğim anlaşırlır, beni öldürürler.” diyerek gemiden inmemişti !

Bugün bile hala Korsanların İzlanda’ya ayak bastığı fotoğraftaki Hem adası sahiline “Soyguncular kıyısı” (Ræningjatangi) deniliyor.

Murat reis İzlanda’ya 20 Haziran 1627 de 4 gemiyle ulaşmış (diğerleri herhalde İngiltere tarafına gitmişti) ve adanın güneyindeki Westmann (Vestmannaeyjar) takım adalarından tek yerleşimli olanı Heimaey’e (Hemö -evada) baskın yapmıştı.

Korsanlar esirleri şimdi böyle olan bu adadan almıştı.

Bu takım adaya daha önceleri İngiliz ve İspanya korsanları da baskınlar yapmıştı.

Önceden hiç görmedikleri ama korkunç ve acımasız yaratıklar olduklarını çok duydukları müslüman Türkleri karşılarında gören İzlandalılar çok korkmuş ve kaçışmaya başlamışlardı. Bazıları karşı koyup, direnmeye çalışmıştı.

Karşı koyan dışındakilerin canları bağışlanmış ama ellerinde Okan değerli malları yağmalanmıştı !

Murat Reis ve adamları 16 Temmuz’a kadar 26 gün süreyle İzlanda’da kalmışlardı. Genç ve sağlıklı güçlü adamlar, sarışın kadınlar, gürbüz çocuklardan oluşan toplam 242 İzlandalıyı kaçırmışlar ve Kuzey Afrika’da köle olarak satmak üzere gemilerine doldurmuşlardı. (Kimi kaynaklarda esir sayısı 300 ile 400 arasında belirtiliyor)

Ganimet ve 242 esir yüklü gemileriyle 16 Temmuz da yola çıkarken veda selamı niyetine 9 pare top atışı yaparak adadan ayrılmışlar ve 2800 deniz mili uzunluğundaki yolu 27 günde geçerek, 12 Ağustos’ta Cezayir kıyısına varmışlardı.

Türk kayıtlarında “İzlanda seferi” olarak geçen bu olay İzlanda kayıtlarına, kitaplarına ve halkın hafızasına hiç silinmeyecek şekilde TyrkjarániðTürk baskını” (Türk kaçırması), (Türk yağması) (Türk çalması ) olarak kazınmıştı.

Köle olarak satılmak için kaçırılanlardan 100’e yakını Danimarka kralı 3. Kristian’ın da katkısıyla fidyeleri ödenerek yıllar sonra serbest kalmış ve İzlanda’ya geri dönmüşlerdi.

Bu fidyesi ödenerek 9 yıl sonra kölelikten kurtarılan 35 kişiden İzlandaya geri dönen 27’si arasında en ünlüsü İzlandalılarca “Tyrkja Gudda” lakabı takılan Gudrídur Símonardóttir di.

Türk Gudda’nın heykeli dikildi !

Türk Gudda” korsanlarca kaçırıldığında 29 yaşındaydı. Eyjolfur Sölmundarson adlı bir balıkçıyla evliydi ve 4 yaşında bir oğlan annesiydi.

Cezayir’de köle pazarında cariye olarak satılmış ve orada 10 yıla yakın kaldıktan sonra nihayet fidyesi ödenerek ülkesine geri dönebilmişti ama yüreği acısa da 13 yaşındaki oğlunu Cezayir’de bırakmıştı.

“Türk Gudda” tekrar ana dilini ve hristiyanlık bilgilerini tazelemesi için Danimarka’ya gönderilmiş ve 1636-1637 kışını Kopenhang’da geçirmişti.

Ona din dersi veren ve aynı zamanda bir ilahiyat öğrencisi olan İzlandalı Protestan papaz Hallgrímur Petursson ile gönül ilişkisine girmiş ve Papaz’dan hamile kalmıştı !

O sırada dul kaldığını da öğrenince kendinden 16 yaş küçük olan Petursson ile evlenmişti. Petursson “ahlaki zayıflık” nedeniyle rahiplik okulundan atılınca da birlikte İzlandaya geri dönmüşlerdi. Ancak İzlanda halkı bu evlliğe karşı çıkmış, kınamış, onu toplumdan dışlamış, onu aşağılamak için “Türk Gudda” lakabı takmış, onu bir fahişe olmakla ve dinden çıkmakla suçlamıştı.

Küçük bir kilisede papazlık yapan Petursson rahip olamamıştı ama belki “Türk Gudda” ya olan aşkından dolayı daha sonra İzlanda’nın çok ünlü ve duygu yüklü bir şairi olmuştu.

ESİR ALINAN OLAFUR EGILSSON ANI KİTABI YAZMIŞTI.

1852 İzlandaca baskısında şu slogan yazıyor :

” Oss frá páfans vondum vjelum
vernda þú og Tyrkjans grjelum ”

Türkçesi :

Bizi Papa’nın pis domuzundan

Sizi Türk’ün tutsaklığından korusun !

Bu “Türk kaçırması“nın bir başka meşhur kurbanı da eşi ve iki çocuğuyla birlikte kaçırılan ve daha sonra; “esirlerin fidyelerini ayarlaması için serbest bırakılıp 6 Temmuz 1628 de İzlanda’ya geri dönen” orada bir “fidye parası kampanyası” başlatan bir yıl sonra da fidyesi ödendiği için eşine kavuşan ancak iki çocuğunu bir daha hiç kavuşamayan ve Gemide esir yolculuğu ve Cezayir’de 1 yıllık kölelik anılarını kayıt altına alarak ve İzlandaya dönüşünde bir kitap yazarak bu günlere ulaştıran bir rahip olan Olafur Egilson (Olafi Egilssyni) idi.

Olafur Egilson kitabına şöyle not düşmüştü:
Zalim Türk korsanları hakkında malumat:

1627 senesinde İzlanda’ya geldiklerinde 300 kişiyi esir edip pek çoğunu da öldürdüler. Bu kitabın yazarı Oluf Egilsson’u Vestmannaeyjar adası’nda tutsak edip Cezayir’e götürdüler… Daha sonra 1628 yılında diğer bazı esirler de fidye verildikten sonra hürriyetlerine kavuştular ve İzlanda adası’na avdet ettiler.

Kitabın 1852 İzlanda baskısında şu slogan yazıyor: “Bizi Papa’nın pis domuzundan ve sizi Türk tutsaklığından korusun !” (Oss frá páfans vondum vjelum
vernda þú og Tyrkjans grjelum)

İzlanda kaynaklarında; Türk’lerin pençeli, ağızlarından ateş ve kükürt püsküren, alınlarında, göğüslerinde ve diz kapaklarında ile­riye uzanmış bıçaklar bulunan mahlûklar olduğuna dair garip rivayet­ler yazılıydı. Böyle yazıldığı ve halka böyle anlatıldığı için halkta buna safça inanmıştı.

Türklerin aynı diğer insanlar gibi olmasına çok şaşırdığını ve kötü hareketleri Türkler değil de daha çok din değiştirmiş devşirmelerin yaptığını belirten İzlandalı papaz Olafur Egilsson kitabında üçüncü bölümünde korsanları şöyle tarif etmişti :

*Bu kötü insanların çehreleri ve kı­yafetleri hakkında biraz malûmat vereceğim. Bunlar tıpkı diğer insan­lar gibi olup boyları birbirinden farklı idi. Bazılarının rengi beyaz, ba­zıları koyu esmerdi. İçlerinden bir kısmı Türk değil, Norveçli, Dani­markalı, Alman ve İngiliz gibi muhtelif milletlere mensuptular. İçlerinde dinlerine sadık kalanlar esir düştükleri zamanki kıyafetlerini muhafaza etmişlerdi. En tehlikeli ve ağır işlere koşulan bıı insanlara, hizmetleri mukabilinde dayak atılırdı.

Türklerin ( = Müslümanlar ) hepsi de bazı­ları kaytan, bazıları sırma veya İpîk şeritle süslü uzun kırmızı serpuş­lar giyiyorlardı. Sırtlarında uzun entariler vardı. Bunlar çok bol oldu­ğundan, eteklerini bellerindeki kemerlere sokarlardı. Donları yelken- bezinden olup, çoğu çıplak ayaklarına nalçalı yemeni geçirmişlerdi. Si­yah saçlı İdiler, sakallarını tıraş edip yalnız bıyık bırakmışlardı.

Muhtediler (devşirmeler), kılık kıyafet bakımından Türkle­rin aynı idiler. Adam öldüren, döven, işkence eden ve her türlü fena­lığı yapanlar da asıl bunlardı ” . (*muhtedi – sonradan Müslümanlığa geçen)

Türklerin tavır ve hareketleri, diğer milletlerden hiç de farklı değildi. Yani 10 yıl önce bize anlatıldığı gibi değildiler. Türklerin de aynı diğer milletlerden insanların ki gibi el ve ayakları vardı. Pençeleri değil tırnakları vardı. Dirseklerinden, dizlerinden ya da döşlerinden dışarıya bıçaklar çıkmıyordu. Gözlerinden ateş fışkırmıyor ve ağızlarından zehir ve kükürt püskürtmüyorlardı.

Olafur Egilsson, Cezayir’e geminin ambarına yerleştirilerek götürülen esirlere yolda iyi muamele edildiğini ve Türklerin kendileri yalnız su içtikleri halde esirlerine bira, mead, brandy gibi içkiler verdiklerini şöyle kayıt etmişti :

Burası karanlık olduğundan, gece gündüz kandil yanıyor ve her akşam bize yiyecek hazırlanıyordu. Yemek zabitlerin kendi kamaralarında yedikleri yemekten aynısı bize de veriliyordu. Vestmann adasındaki ticarethaneden ganimet olarak alınan iki varil bira ve mead, tükeninceye ka­dar bize verilmiştir. Korsanlar, ticarethanelerdeki bütün içkileri imha etmişlerdir. Brandy de yalnız sabahları veriliyordu. Türkler sudan baş­ka bir içki kullanmazlardı”

Fidye karşılığı serbest bırakıldıktan sonra İzlanda’ya geri dönen kimi esirlerin anlatımına göre esirlerin çoğuna uzun gemi yolculuğu sırasında özellikle kadın ve çocuklara iyi davranılmıştı. Gemide güvertenin bir kısmı dışında serbest dolaşmalarına izin verilmişti. Gemi kıyıdan uzaklaştıktan sonra erkek esirlerin zincirleri sökülmüştü. Kimi korsanlar kendi yiyeceklerini esir çocuklarla da paylaşmışlardı. Gemide doğum yapan bir kadının mahremiyetine saygı gösterilmiş, onurlu muamele edilmiş ve kendisine temiz kıyafetler verilmişti. Hiçbir kadın esire tecavüz edilmemişti. İzlanda’da bolca yazılmış olan hiçbir kaynakta ve anlatımda bir tecavüzden bahsedilmemektedir.

Kuzey Afrika’da köle olarak satılan bazı İzlandalıların efendileri cömert çıkmış ve kölelerine iyi davranmıştı. Kalanların çoğu Müslümanlığa geçerek ve kimi diğer esirlerle kimi de yerlilerle evlenerek daha iyi yaşam şartlarına kavuşarak soğuk İzlanda yerine sıcak Cezayir’de yaşamayı tercih etmişlerdi.. Amerikan ve İngiliz kölelerinin tersine din değiştiren Osmanlı köleleri sosyal konumlarını yükseltebiliyor ve devlet yönetimde görev alabiliyor her makama yükselebiliyorlardı.

Örneğin Murad Reis’in esir aldığı ve köle olarak sattığı Danimarkalı Hark Olufs kuzey Afrikalılar arasında 13 yıl yaşadıktan sonra bazı müslüman beyliklerin elçisi olarak görev yapmıştı. Daha sonra dinini değiştirip Müslümanlığa geçmiş ve Mekke’ye giderek hacı olduktan sonra kölelikten azad edilmiş ve özgür bir kişi olarak Danimarka’ya geri dönmüştü.

Yine esirlerden en az ikisi kendi arzusuyla gönüllü olarak Cezayir’de kalmıştı. Bunlardan Jon Asbjarnarsson’a Cezayir yönetiminde görev verilmiş ve Saray da önemli bir mevkiye yükselmişti.

Jon Jonsson adlı diğer esir ise Cezayir’in bir korsan gemisinde kaptanlık yapmıştı. Vestman bir çok maceralar yaşadıktan sonra nihayet Avrupa’ya dönmüş ve Kopenhag’da vefat etmişti.

İzlanda’da Osmanlı Türk olarak biliniyor ve en eski yazılı kaynaklarında da Anadolu’dan “Tyrkland” diye bahsedilen İzlanda’da bu “Türk baskını” dan sonra özel bir yasa çıkarılmıştı. Bu yasayla adaya ayak basan her Türk’ün mümkünse görüldüğü yerde derhal öldürülmesi serbest bırakılmış ve yine bu yasayla her İzlandalı bunu yapmakla yükümlü kılınmıştı.

Küçük Murat Reis’ten sonra bir daha bu kuzey kutbundaki adaya bilindiği kadarıyla bir Türk ayak basmadığı için bu yasa kapsamında bir “Türk öldürülmesi“. vukuatı olmamıştı.

Hiç uygulanma şansı bulamayan bu yasa çok değil sadece 50 yıl önce 1970 yılında iptal edilmiş. Bu tarihten sonra İzlanda’da artık sırf Türk olduğu için bir Türk’ün öldürmesi serbestliği kaldırılıp, yasaklanmıştı !

İzlanda’da her yıl 16 Temmuz’da “Türk kaçırması” anma etkinliği yapılıyor.

Ne diyelim ?

Bu durumda bizim futbolcular kellerinin uçurulmadığına şükretsinler !

İzlandalılar bunu ‘Türk baskını‘ ya da “Türk barbarlığı” olarak biliyor.

Esir alınan Olufs’un kitabına da yukarıda yazdığı gibi gemilerde bulunan Türk asker ve tayfa sayısı oldukça sınırlıydı. Onun ifadesine göre esirlere iyi davrananlar da Türklerdi, kötü davrananlar ise diğer milletlerdendi.

Bu baskını planlayan, ele başı olan, yağmalayan, esir alan ve köle pazarında satıp zengin olan korsan kaptan bir Hollandalı, kadırgalardaki tayfaları; İzlandalıların soydaşları olan Norveçli, İngiliz, Danimarkalı gibi her milletten Avrupalılar, Araplar, Cezayirli berberiler ama “barbarlık” yaftası toptan olarak Türklerin boynuna asılmış ve ayrıca öldürülmeleri için de onların adına özel bir yasa çıkarılmıştı.

Bir de İzlandalılar ve İskandinavyalılar 350 yıldır bu bahaneyle müslüman Türk nefretiyle beslenmişti !

Bugün de İsveç’te aşırı sağcı ve ırkçı çevreler o zamanlar başta Vikingler olmak üzere her milletten korsanların Avrupa da ve tüm denizlerde yaptıklarının tıpkısının aynısı olan bu “Türk kaçırması” olayını Türk ve müslüman karşıtlığı propagandalarında sık sık kullanıyorlar ve müslümanların barbarlığına örnek gösteriyorlar !

Halbuki dünya tarihinin gördüğü en gaddar ve en barbar korsanlar İzlandalıların ataları olan Vikinglerdi !

Adımız çıkmış sekize çıkmaz dokuza değil mi ?

TANER YILDIZ

Bu yazının her türlü hakkı saklıdır.

Kaynak: http://baekur.is/is/bok/000301335/0/7/Litil_saga_umm_herhlaup

İzlanda ve Danimarka’nın yazılı kaynakları. Ansiklopedik bilgiler. Olafur Egilsson’un anı kitabı vb.

” Oss frá páfans vondum vjelum
vernda þú og Tyrkjans grjelum.!”

Þriðji kapítuli

Um burtferðarundirbúning og lýsing ræningjanna.

*Og þeir létu enda dátt að ungabörnum. Ef þú nú, lesari góður, vilt vita, hvernig fólk þetta leit út að ásýnd og búnaði, þá er það satt að segja misjafnt, sem annað fólk, sumir stórir, sumir litlir, sumir ljósleitir, sumir svartir; þeir eru ekki allir Tyrkjar, heldur sumir kristnir trúníðíngar úr ýmsum löndum, norskir, enskir, þjóðverjar og danskir, hver á sinnar þjóðar klæðnaði. Sumir hafa þó enn trú sína óafbakaða; þeir eru hafðir í viðlögum, og fá högg að launum. Tyrkjar eru flestir svartir á háralit, með rauðar uppháar húfur, og gjörðan svirgul um neðan af silki eða öðrum dýrmætum vefnaði; þeir eru í síðum kjólum, og hafa um sig vafið svirgul af sama efni, fjögra faðma að lengd; í línbrókum, með gula og rauða járn- brydda skó á fótum, enn sumir ganga berfættir. Þeir hafa rakaðan koll, og ekki skegg, nema á efri vörinni, og eru ekki svo illilegir, sem sumir ætlað hafa hendur og fætur, sem menskir menn, engar klær í stað nagla; engir hnífar standa út úr olbogum þeirra, hnjám eða bringu, enginn eldur brennur úr augum þeirra, og ekki spúa þeir heldur eitri og brennisteini, eins og einhveur lýsti þeim fyrir tíu árum. Hitt fólkið, renigatarnir, sem trú hafa kastað, eru eins búnir, og þeir piltar eru það, sem vest fara með, kristna menn, og voru þeir það, sem helst drápu hér fólkið og misþyrmdu þvi.

Fjórði kapítuli

20ta d. júlím. voru þær mæðgur Margrjetarnar, kona sjera Jóns heitins og dóttir þeirra hjóna, svo og Jón son þeirra, sótt á hitt skipið, og flutt á það skipið, sem jeg og mínir vorum á; þá var jeg og kona mín, og börn okkar, tekin frá hinu fólkinu, og feinginn annar samastaður; oss færð gömul segl og svart einskeptutjald að liggja við, og seglum tjaldað kríngum oss, og þar eð dimt var niðr í skipinu, loguðu þar lampar nótt og dag, og umm oss var búið hvurt kvöld, og mat feingum við af rjettum eða borði höfðíngjarnna, og á meðan mjöðtunnur þær og bjórtunnur, er rænt hafði verið í Vestmanneyjum, hrukku til, feingum við af þeim að drekka, og hvurn morgun eitt tár af brennivíni, enn Tyrkjar sjálfir drukku ei nema vatn. 30ta d. júlím. fæddi min fátæk kvinna barn, og það skirði jeg sjálfur svo sem í laumi, með hryggðarfullu hjarta, enn þá er þeir heyrðu, að barnið hljóðaði, söfnuðust þeir að flokkum saman, og tveir þeirra gáfu því gamlar skyrtur; jeg ljet sveininn heita eptir sjera Jóni sáluga.

Bir Cevap Yazın