İzlandalı “Türk Gudda” gerçekten Türk müydü ?

Hollanda asıllı Osmanlı korsanı Küçük Murat Reis 1627 yılında İzlanda’ya bir baskın yapıp güneyindeki Westman adalarını yağmaladığı ve 242 İzlandalıyı kaçırıp, Cezayir’de köle olarak satmak için gemilerine üst üste yığdığı sırada Osmanlı tahtında görünüşte henüz çocuk olan 4. Murat oturuyordu ama Osmanlı’yı naibi sıfatıyla annesi Kösem Sultan yönetiyordu.

Küçük Murat Reis ( Jan Janzsoon vın Harlem)

O devirde dünyanın en güçlü kadını tam adıyla Mahpeyker Kösem Sultan‘dı. Zira imparatorluğunun sınırları Batı’da Viyana yakınlarından başlıyor tüm Balkanlar’ı içine alıyor, Ortadoğu’da Arap yarımadası, Irak, Suriye’den Mısır, Cezayir, Tunus, Libya ve Fas’a uzanıyordu. Haritaya bakınca Akdeniz ve Karadeniz Türk gölü gibi görünüyordu !

Bu kaçırılan ve köle yapılarak Cezayir’de cariye olarak satılan İzlanda’ların ikisi aynı adanın aynı köyünden komşu olan “Türk Gudda” (Tyrkja Gudda) lakaplı Gudrídur Símonardóttir ile Cezayir Kalesi Kraliçesi Anna (Anna drottning í Algeirsborg) lakaplı Anna Jaspersdottir idi.

Kösem Sultan

Kösem Sultan da aslında asıl adı Anastasya olan bir cariyeye verilmiş olan lakaptı. Ama o çok şanslıydı. Doğrudan Saray’a satılmış ve önce padişahın “gözde” metresi sonra padişah çocuğu doğuran cariyesi yani şatafatlı saray ünvanıyla “Haseki”si oluvermişti !

Osmanlı’yı parmağında oynatan ve devlet içi de devlet kuran ve çocuk padişahlarının yolaçtığı iktidar boşluğunda “saray ağaları çetesi” oluşturarak tüm gücü kendi elinde toplayan Kösem Sultan da Ege’de İstendil adasından 15 yaşındayken kaçırılan ve köle yapılarak Osmanlı Saray’ına cariye olarak satılan ya da sunulan ve babası bir Hristiyan Papazı olan bir Rum kızıydı !

Sultan 1. Ahmed ile evlenmiş ama 27 yaşında dul kalmıştı. Kurnazlıklarıyla ve bitmez tükenmez iktidar hırsıyla 4 oğlundan ikisini ve 1 torununu çocuk yaşlarda Osmanlı’ya padişah yapmıştı. Saray’da çevirdiği entrikalarıyla cariyelikten imparatoriçeliğe yükselmiş, tam 4 padişahı tezgahından geçirerek çekip çevirmiş ve koca Osmanlı’yı “kendi saçını boynuna dolanıp sıkılarak” boğulana kadar Valide Sultan ünvanıyla tam 20 yıla yakın tek kadın başına yönetmişti !

Küçük Murat Reis Türk Gudda’yı bu adadan kaçırmıştı. Şimdi oraya dikilen bu Türk Gudda heykeli her görene “Türk kaçırnası” ya da “Türklerin insan çalmasını” hatırlatıyor !

Gudridur 29 yaşında bir ev kadınıydı. Samimi dindardı. Eyjolfur Sölmundarson adlı bir balıkçıyla evliydi. Adını Sölmund koydukları 4 yaşında bir oğlu vardı. Oğlu da annesiyle birlikte esir alınmıştı.

Anna ise daha çok gençti, denizci ve çiftçi Jon Oddson ile yeni evlenmişti. Henüz çocukları olmamıştı. Anna’nın babası Jasper’de kaçırılanlar arasındaydı.

Bu iki komşu kadının kocaları Eyjolfur ve Jon ya baskında kaçtıkları için ya da o anda ada da olmadıkları için kaçırılmaktan kurtulmuşlardı. Ancak yüreklerinden yaralanmışlardı.

Gemiye kucağında oğluyla bindirilen. Gudrifur ve Anna yaklaşık bir aylık deniz yolculuğundan sonra 12 Ağustos 1627 de Cezayir kentine varmışlardı.

Köle pazarında satılığa çıkarılan Gudrifur’u bir çiftlik ağası satın almıştı. Çiftliğe yerleşen çocuğuyla yerleşen Gudrifur hem bahçe hem de ev işinde çalıştı. İnançlı bir hristiyandı. Katolikler ile Protestanlar arasındaki anlaşmazlığı anlamakta zorlanıyor, Hristiyanlar ile Müslümanların aynı Tanrı’ya taptıkları halde niye ettiklerini merak ediyordu ! Müslüman Efendisinin Noel ve Paskalya ayinleri için kentteki İspanyol jatolik kilisesine gitmesine izin vermesine çok seviniyordu. Çok sevdiği Kocası Eyjolufur da hiç aklından çıkmıyordu. Tanrıya olan samimi inancını, umutlarını, sabrını ve kocasına olan derin aşkını yazdığı ve altını imzalayıp 20 Kasım 1631 tarihi düştüğü bir mektubu İzlanda’ya sağ salim ulaşmıştı.

Anna ise İsa Hammet adlı zengin bir işadamına cariye olarak satılmıştı. Zaten köleliğe pek de sıcak bakmayan işadamı efendisi gençliğini ve güzelliğini koruyan Anna’yı sevmiş ve evlenmişti. Efendisiyle evlenerek cariyelikten Konağın hanımlığına yükselen Anna’nın ilk işi zengin kocasına babasının fidyesini ödeterek azar ettirmek ve İzlanda’ya geri göndermek olmuştu. İşadamına yarı İzlandalı çocuklar doğurmuştu.

Esirlikte yıllar yılları kovalamıştı. Gudrifur’un fidyesi ödenmediği için köleliğe devam etmişti. Oğlu Sölmund 8 yaşına gelince annesinden alınıp müslüman olarak bir yatılı bir Kuran okuluna verilmişti.

Bu arada karıları kaçırılan iki yakın arkadaş olan Eyjolfur ile Jon haklı olarak kadınsızlığa dayanamamış ve birer kadın arkadaş bulmuşlardı. Daha sonra kadınların ikisi de hamile kalınca iki kafadarın da başları kötü sıkışmıştı. Ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Çünkü o zamanlar İzlanda’da zina suçunun cezası idamdı ! İzlanda yasalarına göre Eyjolfur Gudrifur ile ve Anna’da Jon ile bir arada olmasalar da hala dinen evli sayılıyorlardı.

Mahkeme de Anna ile birlikte esir alınan ve köle olarak Cezayir’de satıldıkları sonra fidyeyle kurtarılan iki tanık Jon’un lehine ve Anna’nın aleyhine tanıklık yaparak ve Anna’yı kocasına sadakatsizlikle suçlayarak yeni karısından baba adayı Jon’u idamdan kurtarmışlardı. Bu tanıkları ise Jon’un başına gelecekleri Cezayir’den öngören ve bu iki tanığı önceden oradalarken ayarlayan Anna sağlamıştı.

Aynı şekilde başka bir kadından baba olan Eyjolfur’da mahkeme de zinadan yargılanmış ve arkadaşı Jon kadar şanslı olmadığı için idama mahkum edilmiş ama hafifletici nedenlerle infazı ertelenmişti.

Nihayet kaçırıldıktan yaklaşık 10 yıl sonra fidyeyi denkleştiren Danimarka kralı 3. Kristian Hollandalı elçisi Wilhielm Kifft’in bir eline Gudrifur’un da adı yazılı olan 70 kişilik bir esir listesi ve bir eline de içi altın para dolu altın kesesi ile 1636 yılında Cezayir’e gönderebilmişti.

Çalışkanlığıyla göz dolduran Gudrifur’a akranlarına göre çok daha fazla değer biçilmişti. Gudrifur’un özgürlüğü için ödenen 200 Riksdaler’in 20’sini Gudrifur kendi birikimiyle ödemişti. Kurtarılanlardan fidyesine katkı koyan 3 kadın esirden birisiydi. Hiçbir esir çocuk kurtarılamadı.

1636 yılı Temmuz’unda özgürlükleri satın alınan 34 kişilik grup Cezayir’den İzlanda’ya doğru yola çıkmıştı. Önce gemiyle İspanya – Mallorca sonra Fransa Marseille, sonra karadan Bordeauxa, tekrar denizden Amsterdam ve Almanya Glückstadt üzerinden nihayet güz aylarında Danimarka Kopenhag’a varmışlardı. Ancak orada kalmak zorundaydılar çünkü kışın İzlandaya gemi kalkmıyordu ve baharın gelmesini beklemeleri gerekiyordu.

1636 -37 kışında mecburen Danimarka’da kalan Gudrifur dini bilgilerini ve dilini tazelemesi ve güncellemesi için bir okula yazdırıldı. Rahip olmak için Kopenhag’da ilahiyat okuyan Protestan papaz Hallgimur Peturson Gudrifur’a din dersleri vermişti. Bu sırada Gudrifur ile kendinden 16 yaş küçük bir İlahiyat öğrencisi olan Hallgimur birbirlerine gönüllerini kötü kaptırmıştı. İlişkileri hızlı ilerlemiş ve Gudrifur Papaz Hallgimur’dan hamile kalmıştı !

Tam da o sırada uzun yıllardır haber alamadığı eski kocası Eyjolfur’un aynı yıl içinde ve birkaç ay önce bir deniz fırtınasında boğularak öldüğü için dul kaldığını öğrenmişti. Çocuğunu doğuracağı Protestan Papaz Hallgimurla Danimarka’da evlendi. Evlendiklerinde Hallgimur 22 Gudrifur ise 38 yaşındaydı.

Kendinden 16 yaş büyük bir kadınla tutkulu bir aşk yaşayan, tüm risklere katlanarak sevdasının arkasında duran, dışlanan ve lakabı takılarak aşağılanan Türk Gudda’ya sahip çıkan Protestan papaz ve büyük şair Hallgrimur Petursson.

Çok başarılı bir ilahiyat öğrencisi olan Hallgimur Petursson “ahlaki zayıflık” gerekçesiyle rahiplik okulundan atıldı. Karı koca el ele tutuşup İzlanda’ya gittiler. İ

İzlandalılar bu evliliğe karşı çıkmış ve çok kızmışlardı. Neredeyse yarı yaşındaki papazı baştan çıkartmakla, Papaz’dan hamile kaldığı ve bu evliliği yaptığı bir fahişe olmakla ve dinden çıkmakla suçlandı.

Gudrifur’u toplumdan dışlamak, manevi olarak cezalandırmak ve aşağılamak niyetiyle o sıralarda İzlandalıların adını duyduklarında bile tüylerini ürperten ve en nefret yüklü yüklü küfür sözcüğü olan Türk sıfatını ona takma ad yapmışlardı.

Artık o toplumda Gudrifur adıyla değil sadece Türk Gudda (Tyrkja Gudda) diye anılıyordu. Tutkulu bir aşk yaşadığı papaz Halligimur’la sarılmaktan yapacak bir şeyi yoktu. Aşklarının meyvesi olan çocuğu doğurdu ama çocuğun ömrü çok kısa oldu. İkinci çocukları da doğduktan sonra cennete uçtu ama üçüncü çocukları yaşama tutunmuştu.

Hallgrimur Petursson İzlanda’da bu Hvalness kilisesinde papazlık yaptı

Hallgrimur kiliselerde vaizlik ve papazlık yaptı. Sonra tutkulu ve duygulu şiirler ve ilahiler yazan ünlü ve saygın bir şair oldu.

Hallgrimur 1674 de cüzzamdan öldüğünde 60 yaşındaydı. Gudrifur ise onun ölümünden sonra 8 yıl daha yaşadı. 1682’de öldüğünde 84 yaşındaydı.

Halgrimur Petusson’un saygın adı başkent Rejkavik’te bu anıtsal Hallgrimur Kilisesi’nde yaşatılıyor.

Hallgimur‘ un adı başkent Rejkavik’te büyük bir kilise ve mezarlığına verildi. Kendisine suçsuz yere çok büyük haksızlık ve ayıp yapılan Türk Gudda’nın itibarı daha sonraları peyderpey iade edilmeye çalışıldı.

1985 yılında kaçırıldığı Vestman adasına (Vestmannaeyjar) heykeli dikildi. 2001 yılında Steinunn Jóhannesdóttir onun yaşadığı yerleri ziyaret edip, gemi yolculuklarını birebir yaşayarak yazdığı tarihi roman çok sattı ve başka dillere de çevrildi

Jakob Jónsson “Tyrkja-Gudda” adlı bir epik piyes yazdı (1952).

Ne diyelim ?

Osmanlı’nın günahı Osmanlı’nın boynuna !

Türk lakabı verilen Gudda’nın Cezayir’de herhangi bir Türk görüp görmediği ya da Türkçe öğrenip öğrenemediği bilinmiyor.

Türk Gudda gerici İzlandalıların gözünde yarı yaşındaki genç bir ilahiyat öğrencisi papazı baştan çıkartan, zina yapan, dinden çıkan, güçsüz ve günahkar bir kadındı.

Halbuki Türk Gudda din değiştirip Müslümanlığa geçerek rahat etmek yerine bir köle ve bir cariye olarak tüm zorluklara göğüs geren, yine de hristiyanlıktan vazgeçmeyen samimi dindar bir kadındı.

9 yıl kölelik yapmasına ve tek çocuğundan acımasızca kopartılmasına çok canı acımasına rağmen bu drama sabırla dayanan ve yıkılmayan üstelik hem de o zamanlar da tam 84 yaş yaşayan takma ismiyle müsemma “Türk gibi güçlü” bir kadındı !

Benim gönlümde Türk Gudda artık fahri bir Türktür !

Ruhu şad olsun !

Tanımadığı insanlara önyargılı yaklaşarak kötü davrananlara da Türk Gudda’nın hikayesi ibret olsun !

TANER YILDIZ

Bir Cevap Yazın