Korona gazisi olmak !

Biz virüse değil virüs bize boyun eğdi

88 yaşındaki babam, korona bulaşması korkusuyla Türkiye’de Konya’da aylardır çocukları ve torunları da dahil hiç kimseyle görüşmüyor daha doğrusu görüştürülmüyordu. Bu yüzden gerektiğinde eve bir tamirci çırağı bile çağrılmıyordu.

Babamdan tam 30 yaş genç olan ben de İsveç’te Stockholm’da Mart ayı başından beri aynı korku ve kaygıyla tamamen eve kapanmış, hayatımda ilk defa çok yakın arkadaşlarımla aylarca buluşamamış ve yüz yüze konuşamamıştım.

Hiç bir toplantıya, sosyal ya da kültürel etkinliğe katılamamış, kalabalık diye çarşıya çıkamamış, ne bahar da ne de yaz da Stockholm şehir merkezinde bir gün bile dolaşamamıştım. Bu yüzden yine hayatımda ilk defa bu yaz ki düzenli Türkiye tatilimi de iptal etmiştim.

Yani babam Konya’da ben de Stockholm da evlerimizi birer “sığınak“ gibi kullanarak ortak düşmanımız koronadan “aklımızca” saklanmıştık !

Ama kader ağlarını bizden habersiz ve izinsiz örmeye devam ediyordu. Ve babamla beni zorunlu olarak talihsiz bir “kırık kalça ameliyatı” bahanesiyle Ağustos ayı ortalarında Türkiye’de Konya’da Özel Başkent hastanesinde buluşturdu.

Koronalı hasta almayan özel Başkent hastanesinde ikinci ameliyattan sonra babamın yanında refakatçi olarak her gün ben kaldım.

Babamın; kendisine hem de hastanede ”sinsice” yaklaşan koronavirüsü “sessizce” kaptığından habersiz olarak günlerce duygusal bir ortamda ve sürekli başucunda babamın elini yüzünü ve kaşını gözünü okşadım.

20 gün sonra bir Cumartesi gecesi babamın ateşi aniden yükseldi. Doktorlar önce babama, ertesi günde “yakın temastan” dolayı bana “Covid-19” tanısı koydular. Babamı hemen yoğun bakıma kaldırdılar ve ilaç ile burundan oksijen tedavisi uygulamaya başladılar.

Orta ateşli ve hafif belirtili olan benim de elime koca bir torba ilaç tutuşturarak ve Konya Halk Sağlık Kurumu kararı ve dosya kaydıyla 14 gün “zorunlu karantinaya” alındığım ve bu sürede “polis takibinde” olacağım hatırlatılarak, tedavimi evde kendi kendime yapmam için eve yolladılar.

Evde doktor tavsiyelerine ve ilaç kullanımına harfiyen uyarak ve zorunluluk ile polis korkusundan değil de “gönülden gönüllü” olarak ve üstüne bir hafta da fazladan katarak 3 hafta boyunca bana ait tek odamda 24 saat “tam karantina” da kaldım.

Bu titizliğim sayesinde evde benimle birlikte kalan ve bana günde üç öğün yemek hazırlayıp oda kapıma bırakan kızkardeşime de çok şükür virüsü bulaştırmadım.

Benim doktor tavsiyelerini dinlememin, bilinçli titizliğimin, babamın yoğun bakımda iyi tedavi görmesinin ve belli ki hem babamın hem de benim önceden çokça yaptığımız sadece içtenlikli bir teşekkür karşılıklı iyiliklerin meyvesini böylece ve bir güzelce yedik !

88 yaşına basan ve üst üste iki kez kalça ameliyatı olan babamla gönül gönüle verdik ve birlikte onun bu dirençsiz haliyle bile koronayı yendik !

Hafta sonu hem babam hem de kendim için yaptırdığım iki ayrı ”antikor testleri”, ikimizin de Covid 19 hastalığını başarılı olarak geçirdiğimizi ve bunun sonucunda; kod adı (lgM) olan “beyaz miğferli” öncü piyade askerlerimiz ile vücuda bir kere girmiş olan düşmanı anında tanıyan ve hemen üstüne saldıran süper hafızalı, akıllı, ağır silahlı ve (lgG) kod adlı “beyaz bereli” elit komandalarımızın vücudumuzdaki tüm hücrelerimizde sürekli devriye gezdiklerini kanıtladı !

Benim asker sayılarım belli ki yaş farkımızdan dolayı babamınkinden iki kat daha fazla çıktı !

Yani ”öldürmeyen güçlendirir” sözünde olduğu gibi vücudumuza giren koronavirüsler; bizi şu an bu virüse karşı koruyan ve bundan sonra da koruyacak olan bir “doğal korona aşısına” dönüşmüş durumda

Ne diyelim ?

Babamın halen tam iyileşmeyen diğer ciddi rahatsızlıklarına da acil şifa bulmasını diliyorım.

Darısı -eğer varlarsa- düşmanlarım da içinde olmak üzere halen koronaya yakalanmış olan ve evde ya da hastanede şifa arayan tüm korona gazisi adayı hastalarımıza olsun diyorum.

Her şeyin başı sağlık. Kalın sağlıcakla !

TANER YILDIZ

Bir Cevap Yazın