6 yıl önce bugün meydandaydık !

MÜSLÜMANLARIN İBADET HAKKINI SAVUNMUŞTUK !

İnanç ve ifade özgürlüğünü içtenlikle savunan hümanist bir sosyal demokrat olarak ünlü düşünür Voltaire gibi

“Düşüncelerine katılmıyorum, ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar desteklerim” demiş ve Stockholm meydanında ibadet yerleri yakılan müslümanların ibadet hakkını içtenlikle savunmuştuk.

Biz yüzlerce solcu ve ateist sosyalist İsveçlilerle el ele vererek müslümanların ibadet hakkını ve yakılan mescitlerini savunmuş ama yanımızda iki elin parmak sayısı kadar bile “bizim müslümanları” bulamamıştık !

İşte 6 yıllık önce kaleme aldığım o dayanışma mitinginin yazısı :

“Ben dinsizim ama bugün Müslümanım!‘’

BİR PROTESTO GÖZLEMİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Dün Stockholm merkezinde, Sarayla Meclis Binası arasında ki küçük Mynt Torget’te (Mangır Meydanı) duyarlı ve kararlı bir topluluk vardı.

En az yarısı İsveçlilerden, özellikle gençlerden oluşan ve pek çoğu solcu, sosyalist ve herhangi bir dine inanmayan ateist olan göstericiler, İsveç’te son bir yılda cami/ mescitlere yapılan ve sayısı 14’ü bulan ırkçı saldırıları kınamak ve inanç özgürlüğüne sahip çıktıklarını göstermek için toplanmıştı meydanda.

En son Eskilstuna da ki bir mescit, Hz. İsa’nın kutsal doğum günü Noel’de bile içinde ibadet eden çocuk ve yetişkinlerle birlikte güpegündüz cayır cayır yakılmak istenmişti.

Küçük meydanı dolduran kalabalığın arasında kendi eliyle yazdığı besbelli olan, renkli ve kenar süslü İsveçce bir pankartı hiç yere indirmeden iki eliyle sürekli havada tutan ve arada sırada sağa sola sallayıp yukarı kaldıran sarışın bir İSVEÇLİ GENÇ KIZ dikkatimi çekti.

Aslında dinlere inanmayan bir ateist olan ancak müslümanlara destek olmak ve moral vermek için mitinge katılan sarışın İsveçli kızın elindeki sevimli pankartında aynen şöyle yazıyordu :

”Jag är ateist men idag är MUSLIM !”

‘’Ben ateistim ama bugün MÜSLÜMANIM !‘’

İşte sarışın genç kızın bu kısa ve duyarlı cümlesi, İsveç halkının insanlara eşit değer veren geleneksel mentalitesini, inanç ve ifade özgürlüğüne olan saygısını ve bağlılığını özetliyordu.

İsveç’i İsveç yapan ‘sihirli değnek’, halkının temel insan haklarına ve demokratik değerlere olan bu sarsılmaz inançları ve bağlılıklarıydı.

Ancak son on yılda tüm Avrupa’da hortlayan /hortlatılan ‘beyaz ırkçılık’ belası, buna bulaşmamak için direnen barışsever, uysal İsveç halkını da kirli pençesine aldı en sonunda.

Irkçı SD’nin daha üç ay önce oylarını ikiye katlayıp yüzde 13’e çıkarması İsveç’in büyüsünü bozmuştu. Bundan cesaret alan ırkçıların, ‘günah keçisi’ seçerek seçim kampanyalarına ‘malzeme’ yaptığı müslümanlara yönelik kışkırtmalarını artırabilecekleri söylenmişti zaten.

Bir diğer gözlemimde Türkiye kökenli müslüman sayısının beklenenin aksine son derece düşük olması hatta ben ve birkaç arkadaşımla birlikte iki elin parmak sayısını bile bulamamasıydı.

Gözlerim çoğunu yıllardır tanıdığım ‘Bizim Müslümanları” aradı durdu ama bulamadı.

Ne hikmetse daha bir kaç hafta önce 300 kron giriş vererek ‘dinci şov artisti’ Nihat Hatipoğlu’nu dinlemek ve alkışlamak için Fittja’daki düğün salonunu bir değil, arka arkaya iki gün üst üste tıka basa dolduran ‘Bizim Müslümanlar’ nedense bu bedava girişli ve ‘müslüman yanlısı’ olan gösteride ki önemli İsveçli konuşmacıları dinlemek ve alkışlamak için ‘Mangır Meydanı’na gelmemişlerdi.

Meydanda gösteriyi destekleyen birçok İsveçli ve göçmen örgütü olmasına rağmen hiç birisi ‘rol çalmamak’ ve ‘gösteriye gölge düşürmemek’ ve birbirlerine saygı amacıyla örgüt flaması açmamıştı.

Ancak bir ara gözüme, üzerinde U.E.T.D (Akp yurtdışı teşkilatı) yazılı kocaman bir flamayı telaşla itiş- kakış taşıyan ve miting alanına tepeden bakan ünlü ‘Saray Yokuşu’na reklam panosu dikmiş gibi elleriyle havada tutan ve sırasıyla önünde poz verip fotoğraf çektiren ‘Bizim Müslümanlar’dan 5 – 6 kişilik bir grup ilişti.

Bunların asıl amaçlarının protestoya destek vermek mi yoksa örgütlerinin ve kendilerinin ucuz reklamını mı yapmak olduğu pek belli değildi.

Polis mescit yakmaları soruşturuyor. Halen bu iğrenç saldırıları kimin yaptığını bilmiyoruz. Polisin işini hukuka uygun yapacağından emin olmak istiyoruz. Ancak şimdilik şüpheler, bu tür tahriklerle İsveçlilerle müslüman yabancılar arasında çatışma ortamı yaratılmasından çıkar sağlayabilecek tek kesim olan ırkçı çevrelere yöneltilmiş durumda.

Ne yapmalı !

Önce ‘Takkemizi önümüze koyup’ hep birlikte samimi bir özeleştiri yapalım.

Kutsal İslam dinini siyasi ve ticari çıkarına alet eden ‘sahte müslümanları’ aramızdan ayıklayalım.

Sonra birbirimize karşı önyargı beslemeden hep birlikte ‘ortak akıl’ oluşturup çocuklarımızın geleceğini tehdit eden bu ırkçılık tehlikesiyle mücadeleye nasıl katkıda bulunabileceğimizi belirleyelim ve birlikte harekete geçelim.

Ne dersiniz ?

Becerebilir miyiz ?

TANER YILDIZ

Bir Cevap Yazın